?>

3. Dünya Savaşı’nın gölgesi üzerimizde

Recep Kavuş

3 ay önce

Dünya barışını tehdit eden iki güç var dünyada: ABD ve İsrail.
Çıkarları için yapamayacakları barbarlık yoktur.

Boyun eğmeyen, biat etmeyen, çıkarlarını kim zedeliyorsa bir bahane bulup saldırıyorlar.

Dünyada karıştırmadıkları ülke kalmadı.
Şimdi sıra İran’da. Saldırmak için önce bahaneler ürettiler.
Sonra da müzakere adı altında aldatmaca bir süreç başlattılar ve süreç devam ederken 28 Şubat günü sabah saatlerinde ABD ve İsrail tarafından İran’a yönelik ortak bir askeri saldırı başlattılar.

Her savaşta olduğu gibi bu savaşta da en çok masum insanlar, siviller bedel ödeyecek.

Saldırılarda ilk belirlemelere göre bir okulun da bulunduğu pek çok sivil hedef vurulmuş ve çok sayıda insan hayatını kaybetmiş.

Yakın zamanda Gazze’de yaptığı soykırımın faili İsrail ve bu soykırımın en büyük destekçisi olan Amerika Birleşik Devletleri tarafından bu sefer menziller İran’a çevrildi.

Bunların derdi İran’a demokrasi getirmek ve iddialara göre nükleer üretim tesislerini yok etmek değil; tek amaçları dünyanın 6. büyük enerji kaynaklarına sahip İran’da bu değerleri ele geçirmektir.
ABD ve İsrail’in saldırısı ile coğrafya olarak karanlık bir dönemece doğru sürükleniyoruz.
Küresel dengelerin altüst olduğu, diplomasinin yerini silahların aldığı bir çağdayız.

Dünyanın en gaddar olarak görülen Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail, uzun yıllardır dış politikaları ve askeri müdahaleleri nedeniyle tartışmaların merkezinde yer alıyor.

İki barbar ülkenin çıkarları söz konusu olduğunda askeri güç kullanımından geri durmuyorlar. Anında boyun eğmeyen, kendi politik çizgisinde ısrar eden ülkelere karşı yaptırımlar, diplomatik baskılar ve nihayetinde askeri müdahaleler devreye giriyor.

Çok uzağa gitmeye gerek yok. ABD ve İsrail’in yakın coğrafyamızda yaşattıkları zulüm: Irak, Suriye, Filistin, Lübnan’ın içinde bulundukları durum ortada… Bu topraklarda yıllardır süren savaşlar, iç çatışmalar, yıkım ve büyük insani trajediler hafızalardaki yerini koruyor. Bu süreçlerde ABD ve İsrail’in doğrudan ya da dolaylı müdahaleleri sıkça tartışma konusu oldu.

Şimdi ise hedefte İran var. Uzun süredir nükleer programı üzerinden baskı altına alınan İran’a yönelik tehdit dili giderek sertleşti. Diplomasi masasında sürdüğü ifade edilen görüşmeler devam ederken askeri gerilimin tırmanması, bölgeyi yeni ve daha büyük bir çatışmanın eşiğine getirdi.
Her savaşta olduğu gibi, bedeli yine siviller ödüyor. Bombaların hedefinde çoğu zaman askeri tesisler değil, yaşam alanları oluyor. Okullar, hastaneler, yerleşim yerleri zarar görüyor; masum insanlar hayatını kaybediyor. Yakın geçmişte Gazze’de yaşananlar hâlâ hafızalarda tazeyken, bölgenin yeni bir yangın yerine dönmesi insanlık adına kaygı verici.

Elbette İran yönetiminin kendi halkına ve muhaliflere yönelik uygulamaları da uzun süredir uluslararası kamuoyunda eleştiriliyor. İnsan hakları ihlalleri, idam cezaları ve baskıcı yönetim anlayışı ciddi sorunlar barındırıyor. Ancak bir ülkenin iç sorunları, başka devletlere sınırsız askeri müdahale hakkı tanımaz. Uluslararası hukuk, güçlünün değil hakkın yanında olmayı gerektirir.

İran’ın enerji kaynakları ve jeostratejik konumu da bu gerilimin arka planında konuşulan unsurlar arasında. Enerji yolları, doğal kaynaklar ve bölgesel nüfuz mücadelesi, çoğu zaman “güvenlik” ve “demokrasi” söylemleriyle kamuoyuna sunuluyor. Oysa sonuç değişmiyor: Yıkım, göç, istikrarsızlık ve derinleşen nefret.
Bu tablo karşısında başta Birleşmiş Milletler olmak üzere uluslararası kurumların sessizliği ya da etkisizliği sorgulanıyor. Küresel barışı korumakla görevli yapılar, eğer sadece kınama mesajlarıyla yetinecekse, dünya daha büyük felaketlere açık hâle gelir.

Bugün İran’ı hedef alan çatışma dili, yarın başka bir ülkeye yönelebilir. Bu gidişat, bölgesel bir savaşın ötesine geçip küresel bir krize dönüşme potansiyeli taşıyor. Üçüncü dünya savaşı söylemleri artık sadece komplo teorisi başlıklarında değil, ciddi analizlerin satır aralarında yer alıyor.

Dünya yeni savaşlara değil; adalete, diyaloğa ve gerçek bir barış iradesine ihtiyaç duyuyor. Güç gösterileriyle kurulan düzenler kalıcı olmaz. Kalıcı olan; hukuka, insan haklarına ve karşılıklı saygıya dayanan bir barış anlayışıdır.
Bu nedenle aklıselim galip gelmeli. Silahların değil diplomasinin konuştuğu bir dünya için herkes sorumluluk almalı. Çünkü savaş başladığında kazanan olmaz; kaybeden insanlıktır.
“İnsanım” diyen herkesin bu savaşa karşı durması gerekir.

İran’a yönelik saldırı ve işgal tehditlerini hiçbir vicdan sahibinin kabul etmemesi gerekir.

İslam âleminin mübarek Ramazan ayında bu haksız ve hukuksuz saldırı, başta İslam ülkeleri olmak üzere bir gözdağıdır.
Tüm dünyanın bu zulme sessiz kalması kabul edilemez.
Bugün İran’ı hedef alanlar, yarın da başka bahanelerle her an başka bir ülkeye işgal girişiminde bulunabilirler.

Bu savaşın amacı İran’ı güvenli hâle getirmek değil, tüm dünyayı bir kaosun içerisine çekmektir.

Bu gidişat, felakete doğru, uçuruma doğru sürüklüyor insanlığı.
Bu resmen 3. Dünya Savaşı’na doğru bir gidişattır ve gölgesinin üzerimizde olduğunu hissediyoruz.

İnsanlığa İran’da ve bölgede bir huzur değil, daha büyük bir huzursuzluk getirecektir.

Bu nedenle bu kirli ve haksız saldırıların bir an önce durması gerekir.
Dünyanın yeni savaşlara değil, huzura ve barışa ihtiyacı var.
YAZARIN DİĞER YAZILARI