?>

Batman Barosu’nun kararlı barış arayışı çabaları...

Recep Kavuş

1 ay önce

Batman Barosu, büyük umutlar bağlanan çözüm sürecine dair en istikrarlı ve samimi çabalardan birini yürütüyor.

“Toplumsal barışı inşa” hedefiyle hareket eden Baro, yalnızca söylem üretmekle kalmıyor; TBMM’de grubu bulunan siyasi partilerle görüşmeler yaptı, Kandil’deki silah yakma törenine katıldı ve Meclis çatısı altında kurulan komisyona görüş sunarak sürecin parçası olmaya çalışıyor.

Bu çabanın son halkası ise geçtiğimiz pazar günü Batman’da düzenlenen üçüncü panel oldu. Daha önce 15 Kasım 2025’te “Yeni Ortadoğu’nun Eşiğinde Türkiye ve Çözüm Süreci” başlığıyla ve 1 Eylül Dünya Barış Günü kapsamında yapılan panellerin devamı niteliğindeki bu buluşma, “barış sürecinin siyasi, hukuki ve toplumsal etkileri”ni masaya yatırdı.

Yaklaşık iki saat süren panel, klasik bir konferanstan ziyade açık kürsü havasında geçti. Moderatörlüğünü Abdulhamit Çakar’ın üstlendiği panelde konuşmacı olarak CHP Milletvekili Oğuz Kaan Salıcı, Bağımsız Milletvekili Mustafa Yeneroğlu, HÜDA PAR Milletvekili Serkan Ramanlı ve DEM Parti Milletvekili Cengiz Çandar yer alacaktı. Ancak Salıcı ve Çandar son anda mazeret bildirerek katılamadı. Bu eksiklikler bile aslında sürecin kırılganlığına dair endişe ve kaygılara neden oldu.

Baro Başkanı Çakan’ın açılış konuşması, sürecin henüz adı konmamış bir aşamada olduğunu açıkça ortaya koydu. Buna rağmen Baro’nun başından beri destek verdiğini, çeşitli temaslar yürüttüğünü ifade etti. Sürecin yeterince şeffaf ve hızlı ilerlemediğini kabul ederken, en önemli kazanım olarak “cenazelerin artık gelmemesi” olduğunu vurguladı. Bu cümle, belki de tüm tartışmaların özünü özetliyordu.

Panelde ilk sözü alan Mustafa Yeneroğlu, meselenin en can alıcı noktasına işaret etti: Türkiye’nin bu süreci tam olarak ne olarak tanımladığı bile net değil. Kürt sorunu mu konuşuluyor, yoksa sadece silahların susması mı hedefleniyor? Demokrasi meselesi mi, yoksa güvenlik meselesi mi? Bu belirsizlik, sürecin en büyük açmazlarından biri olarak öne çıkıyor.

Yeneroğlu’nun dikkat çektiği bir diğer önemli nokta ise hazırlanan raporların diliydi. “Terörsüz Türkiye” vurgusunun öne çıktığını, ancak Kürt meselesinin açıkça ifade edilmediğini belirtti. Faili meçhullerden, kimlik sorunlarından, köy boşaltmalarından söz edilmemesi; demokratikleşme başlığının ise oldukça soyut bırakılması, sürecin derinlikten uzak olduğu eleştirisini beraberinde getiriyor.

HÜDA PAR Milletvekili Serkan Ramanlı ise daha sahici bir yerden konuştu. Ona göre bu sürecin en temel ölçüsü basit: Silahlar susacak mı, barış sağlanacak mı? Ancak 2015’te yaşanan hayal kırıklığı nedeniyle toplumda ciddi bir güvensizlik olduğunu belirtti. Ramanlı, Kürtlerin yaşadığı sorunu “ortak bir toprağın tapusunun yalnızca bir kesimin adına kayıtlı olması” benzetmesiyle anlattı. Bu güçlü metafor, meselenin hukuki ve siyasal boyutunu çarpıcı bir şekilde ortaya koyuyordu.

Ramanlı’nın altını çizdiği bir diğer önemli başlık ise korkular. “Bölünme” endişesiyle hakların ertelenmesi ya da yok sayılması, sorunu çözmek yerine derinleştiriyor. Ona göre bu korkular aşılmadan kalıcı bir çözüm mümkün değil. Aynı şekilde, silah bırakan örgüt üyelerinin hukuki durumuna dair net düzenlemelerin olmaması da sürecin en kritik eksiklerinden biri.

Panelin en dikkat çekici yanlarından biri de salondan gelen sorulardı. Katılımcılar, sürecin bir tavsiye mi yoksa gerçek bir çözüm iradesi mi olduğunu, komisyon çalışmalarının ne kadar kapsayıcı olduğunu ve en önemlisi “güvence” meselesini sorguladı. “Hiçbir güvence olmadan barış süreci olur mu?” sorusu, salondaki ortak kaygıyı özetliyordu.

Panelin sürpriz ismi ise DEVA Partisi Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Emin Ekmen oldu. Kapanışta yaptığı kısa konuşmada, sürecin en zayıf yönünün toplumsal uzlaşmanın ve ortak barış dilinin henüz sağlanamamış olması olduğunu söyledi. Sürecin tıkandığı noktalar bulunduğunu ifade ederken, buna rağmen “barış umutlarının heba edilmemesi gerektiğini” vurguladı. Ona göre silahların susması, her şartta korunması gereken en temel kazanım.

Sonuç olarak Batman Barosu’nun düzenlediği bu paneller, yalnızca birer tartışma zemini değil; aynı zamanda toplumun nabzını tutan önemli platformlar hâline gelmiş durumda. Ancak ortaya çıkan tablo net: Herkes barışı istiyor ama herkesin barıştan anladığı farklı. Kavramlar ortak değil, hedefler net değil, yöntemler ise hâlâ tartışmalı.

Yine de şu gerçek değişmiyor: Bu ülkeye artık cenazelerin gelmemesi başlı başına bir kazanımdır. Sözün, silahların sesinin önüne geçtiği bir süreçten geçiyoruz. Bu yüzden bu süreci güçlü bir şekilde desteklemek ve sahip çıkmak gerekir.

 

YAZARIN DİĞER YAZILARI