?>

Gazze açken, üşürken umreye gitmek ne kadar doğru?

Recep Kavuş

5 ay önce

Müslüman olup da inancına bağlı her insanın ortak özlemidir kutsal topraklara gitmek.
Hac farizasını yerine getirmek, umre ziyareti ile Kâbe’yi görmek, o manevi iklimi solumak elbette büyük bir nimettir.
Bir kez gidenin bir daha gitmek istemesi de anlaşılırdır.
İmkânı olan için hac ve umre ziyareti büyük bir fırsattır.

Ama mesele tam da burada başlıyor.

Bugün bir hac ya da umre ziyaretinin maliyeti 3-10 bin dolar arasında değişiyor.

Daha lüks oteller, daha konforlu ulaşım, daha fazla alışveriş derken bu rakamlar daha da artıyor.
Kısacası hac ve umre, bir noktadan sonra kişinin bütçesine ve tercihlerine göre şekillenen bir “paket” hâline geliyor.

Çevremizde defalarca umreye gidenler var.

Beş kez, yedi kez, on kez…

Artık bunu bir ibadetten çok bir alışkanlık, hatta bir tür tatil gibi görenlerin sayısı da az değil.

Kutsal topraklardan paylaşılan fotoğraflar, lüks otel manzaraları, bitmeyen sosyal medya paylaşımları…
Tüm bunlar yapılırken, imkânı olmadığı için ömrü boyunca oraya gidemeyecek insanların iç çekişleri, ahları hiç düşünülmüyor.

Tamam, bir kere gittin; Allah kabul etsin.

Paran çoksa, sevap kazanmak istiyorsan bir daha, bir daha gitme; yerine bu kutsal topraklara hiç gidememiş birinin gitmesine vesile ol.

Yeminle bunun sevabı daha büyüktür.

Komşun açken, akraban borç içindeyken, çevrende yüzlerce muhtaç varken defalarca umreye gitmek, bunu gösterişe dönüştürmek ne vicdani ne de dinî bir davranıştır.

Bırak komşunu, bırak akrabanın aç ve ihtiyaç sahibi olmasını…
Bugün Gazze’de insanlar tüm dünyanın gözü önünde açlıktan ölürken bunu görmemezlikten gelmek, yapacağın her ibadetin kabul olup olmamasını bile tartışma konusu yapar.
Aylarca bombardıman altında kalan Gazze’de silahlar sussa da ölümler ne yazık ki devam ediyor.
Dün bombalarla parçalanan insanlar bugün açlıktan, soğuktan, hastalıktan can veriyor.

Gazze üşüyor.

Gazze aç.

Gazze ölüyor.

Bu sadece bir haber başlığı değil; bu, insanlığın vicdanında yankılanması gereken bir çığlıktır.

Geçmişte barbar İsrail’in vahşi saldırılarıyla öldürülen insanlar, şimdi yıkıntıların arasında ölüme terk edilmiş durumda.

Ne barınak var, ne yiyecek, ne ilaç.

Mazlum Filistin halkı, özellikle de Gazze, çaresiz ve yardıma muhtaç.
Böyle bir zamanda tatil yapmak, eğlenceye para harcamak bir yana; farz olmayan bir ibadet için binlerce dolar harcamak hangi vicdana, hangi fıkha sığar?

Gazze bu hâldeyken, bir müminin keyif ve konfor için israf etmesi caiz değildir.

Her gün Türkiye’nin dört bir yanından, Batman’dan kafile kafile insanlar yeniden umreye gidiyor.
Peki din adamları, müftüler, Diyanet yetkilileri hiç mi çıkıp demiyor:
“Ey Müslümanlar, insanlık ölüyor. Umreye harcayacağınız parayla Gazze’deki mazlumlara yardım ederseniz daha büyük sevap kazanırsınız.”
Bunu söylememek de bir vebal değil midir?

“Umreniz kapınıza gelmiş ama Gazze’de kardeşleriniz aç; önce onları doyurun” demek bu kadar mı zor?

Siz Kâbe önünde telefonlarınızla selfie çekip sosyal medyada paylaşırken, Gazze’de insanların başını sokacak bir çadırı bile yok.
Açlıktan ölen çocukları televizyonda görüp de vicdanı sızlamayan bir kalp, hangi ibadetten nasip alabilir?

Gerçek mümin zulme sessiz kalmaz.

Gerçek Müslüman açlıktan ölen kardeşini görmezden gelmez.
Lüks içinde yaşayıp israf etmez.

Lokmasını ihtiyaç sahibiyle paylaşır.

Bunun aksini yapanların ibadetleri sadece şekilcilikten ibaret kalır; ruhunu yitirir.

İslam; adalettir, dayanışmadır, haktır, hukuktur.

Ey Diyanet, ey din adamları…

İnsanlar bu kadar zor durumdayken, bu kadar yardıma muhtaçken neden bunu daha gür sesle söylemiyorsunuz?

Neden vicdanın tam orta yerine dokunmuyorsunuz?

Gazze’de insanlar açlıktan ölürken, bu acıyı hissetmeyen bir ibadetin Allah katında nasıl bir karşılığı olabilir?

Bunu bir akşam başınızı yastığa koyduğunuzda kendi kendinize sordunuz mu peki?

 

YAZARIN DİĞER YAZILARI