Yarım asırlık bir ömre ne kadar vahşet, kaç savaş sığabilir ki?
Bizim kuşak, bu trajedilerin sadece izleyicisi değil, bizzat merkezindeki tanığı olduk.
Savaşlara tanık olmak insanın en çok istemediği arzudur.
Çünkü savaş kandır, ölümdür, yıkımdır gözyaşıdır.
Yarım asırlık dönemde her bir çatışma her bir savaş yüreğimizi yaktı.
Adı konulmamış olan ama bir savaş kadar yıkım ve binlerce canımızı kaybettiğimiz ülkemizde yaşanan çatışmaların tam ortasında yitirdiklerimizin acısını iliklerimize kadar hissettik..
1980’de başlayan ve sekiz yıl süren, bir milyondan fazla insanı canından eden İran-Irak Savaşı ile sarsıldık. Hemen yanı başımızda, 16 Mart 1988’de Halepçe’de mazlum Kürtlerin üzerine yağan kimyasal ölümün kokusunu genzimizde hissettik.
Dünya durmadı; 1991’de Çöl Fırtınası ile Kuveyt işgaline verilen yanıt, 2003’te “özgürleştirme” vaadiyle Irak’ın tamamen işgali ve Saddam rejiminin devrilmesiyle devam etti.
2011’de küresel güçlerin satranç tahtasına dönen Suriye İç Savaşı, 2014’ten bu yana süregelen Rusya-Ukrayna savaşı, 2020’deki Azerbaycan-Ermenistan çatışması ve bugün İsrail’in Filistin ile Lübnan’da yürüttüğü işgal ve imha operasyonları...
Yürütülen her bir savaş Kuralsızdı ve büyük yıkımlara neden oldu.
Dünya hâkimi olmak isteyenlerin bahaneleri hiç bitmedi şimdi asrın en büyük savaşlarından birine daha tanıklık ediyoruz. Kural tanımayan diktatörlerin kanlı planları artık sadece insanı değil; doğayı, suyu, havayı ve toprağı da katlediyor, kaygılıyız, üzgünüz kederliyiz.
Eskiden savaşların bile bir etiği, bir sınırı bir kaidesi vardı. Bugün ise canlı yayında izlediğimiz bu vahşet sahnelerinde hiçbir kural tanınmıyor. Hastaneler, okullar ve sivil altyapılar doğrudan hedef alınıyor.
Dünya barışını amaçlayan Birleşmiş Milletler etkisiz, insan hakları savunucuları ise derin bir sessizlik içinde.
“Bu savaşta taraf değiliz “diyen Devletler, “bu ateş bana dokunmasın” bencilliğiyle hareket etse de yanılıyorlar. Bu savaşın faturası; milimi milimine hepimize, bozulan iklimle, yayılan hastalıklarla ve yok edilen doğal kaynaklarla kesiliyor.
Bu savaşın sonu büyük bir felaketin habercisi gibi görünüyor.
Bugün İran üzerinden tırmandırılan gerilim, sadece iki ülke arasındaki bir sürtüşme değildir; bu artık çoktan bölgesel bir savaşa dönüşmüştür. ABD ve İsrail’in stratejik hataları, bölgeyi bir ateş çemberine sürüklerken; Ortadoğu’nun dört bir yanından dumanlar yükseliyor.
Şunu net görmek gerekir: Bu çatışmalar devletlerin veya inançların savunulması değil, birilerinin saltanatını sürdürme hırsıdır.
Bu sadece İran rejimi devirmeyi amaçlamıyor, bir yanda tüm dünya ülkelerine bir gözdağıdır.
“Bize biat edin, çıkarlarımıza karşı çıkmayın yoksa size de sıra gelecek” deniliyor.
Elindeki güçle sürekli farklı bahanelerle işgali amaçlayan hiçbir savaş meşru değildir.
Savaşın kazananı yoktur, sadece en az veya en çok kaybedeni vardır.