?>

Hani cezaevi fabrika gibi üretim yapacaktı?

Recep Kavuş

2 ay önce

Cezaevleri yalnızca cezalandırma mekânları değil; aynı zamanda ıslah, eğitim ve yeniden topluma kazandırmanın mekânı olması gerekir.Bu anlayış, her cezaevi için geçerlidir. Nitekim 4301 sayılı kanun da hükümlülere meslek kazandırılmasını ve topluma hazırlanmasını cezaevi yönetimlerinin temel görevi olarak tanımlar.

2020 yılında açılışı yapılan Beşiri’de bulunan Batman Cezaevi Kampüsü, bu vizyonun bölgedeki en güçlü örneklerinden biri olacağı taahhüt edilmişti.

Batman’ın Beşiri ilçesinde, Bağdu Mahallesi Cezaevi Caddesi üzerinde yaklaşık 250 dönümlük bir alana kurulan bu büyük kompleks; T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu, Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumu ve Açık Ceza İnfaz Kurumu olmak üzere üç ayrı bölümden oluşmaktadır.

Temeli atıldığında, bu cezaevinin “bacasız fabrika” gibi çalışacağı ifade edilmişti. Mahkûmların üretime katılacağı, meslek edineceği, hatta meralık alanlarda hayvancılık faaliyetlerinin bile yürütüleceği söylenmişti. Bu sayede hem cezaevi ve hükümlüler gelir elde edecek hem de ilçe ve il ekonomisine katkı sağlanacaktı. En önemlisi, insanlar cezalarını daha insani ve güvenli koşullarda çekerken, dışarıya daha donanımlı bireyler olarak döneceklerdi.

Peki, aradan geçen 6 yılda ne oldu?

Kötü yönetildiğinden midir, yetersiz bütçeden mi, yoksa planlama eksikliği mi bilinmez; ancak vaat edilen projelerin büyük kısmının hayata geçirilmediği görülüyor. Üreten bir cezaevi modelinden söz etmek bir yana, bugün kampüs içerisinde yer alan cezaevi yerleşkesinde yaşananlarla ilgili dile getirilen iddialar insanı derinden üzüyor.
Elimizde somut veriler olmadan her iddiayı tek tek gazetemizde sıralamak doğru olmaz. Ancak şu bir gerçek ki; bu konunun muhatapları olan milletvekilleri, baro temsilcileri ve siyasi parti yetkilileri, bu cezaevlerinden tahliye olmuş kişilerle görüşse, içeride ne olup bittiğini öğrenmiş olurlar.

Nitekim Batman Barosu’nun daha önce gündeme taşıdığı raporlar, meselenin yalnızca üretim eksikliğiyle sınırlı olmadığını ortaya koyuyor. Rapora göre Beşiri Cezaevi Kampüsü’nde ciddi hak ihlalleri yaşandığı iddia ediliyor:

Aşırı kalabalık koğuşlarSağlık hizmetlerine erişimde gecikmelerDiş randevularının 2-3 ay sonrasına verilmesiÇıplak arama uygulamaları iddialarıKürtçe kitap ve yayınlara yönelik kısıtlamalarMektupların geciktirilmesi ya da verilmemesiSu ve ısınma sorunlarıOrtak alanların kullanımında kısıtlamalar ve tecrit uygulamaları
Bunlar, bir cezaevinin “ıslah ve eğitim merkezi” olma iddiasıyla bağdaşmayan ciddi iddialardır.
Tabii benim duyduğum iddiaların tümü bunlardan farklı konulardı.
Batman T Tipi ve diğer farklı kısımlar ile ilgili sorulması gereken soru şudur:
İçi ve dışı ile cezaevinde her şey kontrol altında mıdır?Cezaevleri gerçekten insanı yeniden kazandıran kurumlar mı, yoksa yalnızca tecrit ve kapalı tutma alanları mı?

Eğer amaç topluma faydalı bireyler kazandırmaksa; üretimden eğitime, sağlıktan insan haklarına kadar bütün başlıkların ciddiyetle ele alınması gerekir. Aksi hâlde “bacasız fabrika” söylemi sadece bir temenni olarak kalır.

Beşiri Cezaevi örneği, bize bir gerçeği hatırlatıyor:
Cezaevleri, bir toplumun adalet, güvenlik ve suçluları topluma kazandırma çıtasının aynasıdır. Bu aynaya bakmak ve eksikleri tek tek görmek bir görev ve zorunluluktur.

 

YAZARIN DİĞER YAZILARI