?>

Anne yokluğu hep çocuk bırakır insanı

Recep Kavuş

1 ay önce

Anne hasretini içimde büyüttüğüm ikinci yılı bugün…Takvimler 1 Mayıs 2024’ü gösterdiğinde yitirmiştik annemizi.

Bir bahar günüydü. Ama o gün, baharın içinden bir parça kopup gitti sanki. Annemin o içten gülüşüyle birlikte sevgisi de çekildi hayatımdan.

Her gün bunu düşünüp duruyorum;Bir annenin kocaman sevgisi nereye sığar?Bir mezar, bir annenin yüreğinde taşıdığı o kocaman sevgiyi nasıl taşır?
Yaş kaç olursa olsun, insan annesini kaybettiğinde bir yanı hep çocuk kalıyor. Sığınılacak bir liman, başını yaslayacak bir omuz, karşılıksız sevginin en saf hâli… Hepsi bir anda eksiliyor. Ve o eksiklik hiçbir şeyle dolmuyor.
Annemin o yorgun, o yaşlı elleri hiç gitmiyor aklımdan…En çok da o eller kaldı içimde ukde. Hastane yatağında adım adım ölüme yürürken, öpmeye doyamadığım o ellerin her bir parmağını fotoğraflamak istemiştim. O emek dolu elleri unutmayayım diye hatıralarımı bir sergiye dönüştürmek istemiştim. Ama yapamadım. İçimde kaldı.
O ellerin her çizgisi bir hikâyeydi çünkü.Her nasır, her yara izi; emek ile mücadele ile geçen bir ömrün tanığıydı.
En zor yılları tütün tarlalarında geçen yıllardı…Ekim, sulama, çapa, yaprak yaprak toplama… Taşıma, kurutma, deste yapma…Bir yandan su taşımak, hayvanlara bakmak, ev işleri, tandırda ekmek…Ve tüm bunların üzerine sekiz evlat…
Beşini o yoklukta hayata tutunduran, büyüten, ayakta tutan bir anneydi o.Belki de bu yüzden 1 Mayıs’ta hayata veda etti. Çünkü o, benim gözümde bu dünyanın en büyük emekçisiydi.
Annem, hayatı boyunca bir gün bile kendisi için yaşamadı.Ne dinlenmeyi bildi ne de “yoruldum” demeyi.Biz eksik kalmayalım diye hep tamamlayan oldu.
Kış gecelerinde soba başında masallar anlatmaya vakti olmadı belki…Ama bize hayatın en büyük masalını yaşattı: Emekle, sabırla ve sevgiyle ayakta kalmanın masalını.
Bugün dönüp baktığımda anlıyorum…Bir evlat, annesinin hakkını asla ödeyemez.Borçlar biter, hesaplar kapanır ama anne borcu kapanmaz.
Benim içimde şimdi iki şey büyüyor:Biri tarifsiz bir hasret…Diğeri ise hiç dinmeyen bir mahcubiyet.

Çünkü artık ne o kokuyu gerçekten hissedebiliyorum ne de o elleri öpmek için tutabiliyorum.

Elimde kalan tek hatıra, tespihini yüzüme sürerek sanki cennetten bir esintiymiş gibi kokusunu almak.
Annem…Benim limanım, sığınağım, koruyucu meleğimdi.Ve şimdi o liman yok, o koruyucu melek yok.
Çocukluğumuzda köy yaşamının en zor şartlarında, hayatın en ağır yükünü omuzlayan bir kadındı o.Belki dünyaya göre sıradan bir hayat yaşadı…Ama bana göre bu dünyanın en büyük hikâyesiydi.

Ölümünün üzerinden geçen zamana rağmen, eksikliği günden güne büyüyor içimde.

Özlemle, hasretle, minnetle…Bize veda edişinin ikinci yılında, hiç bitmeyecek bir sevgiyle anıyorum seni, anne.

 

YAZARIN DİĞER YAZILARI