?>

Bir ailenin sessiz çığlığı…

Recep Kavuş

2 ay önce

Bazen bir hata, sadece bir kişinin değil; bir evin, bir ailenin, bir çocukluğun kaderini değiştirir. Ve hata, çoğu zaman küçücük bir hata olarak görülse de büyük bir suç olarak bedel ödetir.
Bugün size anlatacağım hikâye, işte tam da böyle bir saflıkla işlenen suçun, bir ailenin hayatını nasıl paramparça ettiğinin hikâyesidir.
Adını veremem. Ama onun gibi niceleri çevremizde.

Dört çocuk babası bir adam… Güvendiği, “yakınım” dediği insanlar tarafından kandırılmış. Telefonunu, banka hesabını sebepsiz yere kullanmalarına izin vermiş. Belki iyi niyetle, belki de çaresizlikle… Ama o an, farkında olmadan karanlık bir dünyanın kapısını araladı.

Hayatını değiştirecek o vaat edilen pembe tablo hiçbir zaman gerçekleşmedi.
Bir sabah kapısı çalındı. O kapıdan içeri giren sadece güvenlik güçleri değildi; hayatının en karanlık dönemi de onunla birlikte içeri girmiş oldu.

Hesapları üzerinden işlenen suçlar, kullanılan telefonu… Hepsi birer delil oldu. Ve o adam, kendini bir anda cezaevi yolunda buldu. İlk davasından 5 yıl hapis cezası aldı. Demir parmaklıkların ardında geçen günler, sadece özgürlüğünü değil, ailesini de elinden aldı.

Eşi evi terk edip gitti.

Geriye dört çocuk kaldı.

Yaşları 8 ile 15 arasında… İkisi kız, ikisi erkek…
Ortada kalmış dört küçük hayat.
Onlara sahip çıkan ise yaşlı ve hasta bir anneanne oldu. Zaten zor ayakta duran bir beden, şimdi dört çocuğun yükünü sırtladı. Ama hayat, onun omuzlarına da fazla ağır geldi. Gün geldi, o da hastane yatağına düştü.

Bu arada baba…

Cezaevinden çıktı, ama aslında çıkamadı.

Şartlı tahliye, denetimli serbestlik… Yarı gün ücretsiz kamu hizmeti…

Ama asıl ceza içeride değil, dışarıdaydı.

Hastalıklar peşini bırakmadı.

KOAH… Nefes almak bile bir mücadeleye dönüştü.

Psikolojik yük… Dağılan bir aile, kaybolan yıllar…

Artık hayata ilaçlarla tutunmaya çalışıyordu.

Ve yetmezmiş gibi, başının üzerinde bir kılıç daha asılı duruyor:

Yargıtay’dan bekleyen dosyanın cezası tam 35 yıl.

Bir gece ansızın kapısının çalınacağı ve tekrar cezaevine gireceği korkusuyla yaşıyor.
Her akşam çocuklarına bakarken, “Ya yarın cezaevine götürülürsem?” diye düşünüyor.
İş bulamıyor. Sicili kapıları kapatıyor. Geliri yok.
İki çocuğu okulu bırakmış. Kız çocukları yokluk içerisinde hâlâ direniyor, hâlâ okumaya çalışıyor.
Bir ara çocuklarını yurda vermeyi düşündü.
Ama çocukların sözleri yüreğine saplandı:

“Annemiz bizi terk etti… Sen de mi bizi terk edeceksin?”

Yüreği el vermedi, yurda vermekten vazgeçti.

Açlıkla, yoklukla ama birlikte yaşamayı seçtiler.

Bugün o evde çoğu zaman sofraya sadece kuru ekmek konuluyor.

Baba, çocukları aç uyumasın diye borç üstüne borç alıyor, konu komşudan.

Onurunu, gururunu çoktan bir kenara bırakmış…

Tek derdi, çocuklarının karnını doyurabilmek.

Ve o adam…

Yaptığı hatanın farkında.

Pişman.

Ama pişmanlık, bazen hayatı geri getirmeye yetmez.
Şimdi o aile, görünmeyen bir çığlığın içinde yaşıyor.

Ne sesi duyuluyor ne de eli tutuluyor.

Batman’ın ortasında, Batman’ın ilk yerleşim yeri olan İluh Mahallesi’nde bir dram, sessizce içinden çıkılmaz hâl alıyor.

Bu sadece bir ailenin hikâyesi değil.

Bu, hepimize bir uyarı ve derstir.

Bir telefon, bir banka hesabı…

“Ne olacak ki?” demeyin.

Oluyor işte.

Hayatlar kararıyor.

Ama bu hikâyeden çıkarılacak tek ders korku olmamalı.

Aynı zamanda merhamet de olmalı.

Çünkü o evde hâlâ umut bekleyen dört çocuk var.

Ve o çocukların sadece bir babaya değil;

Bir toplumun desteğine ihtiyacı var.

Bu sessiz çığlığa kulak vermek artık bir insanlık meselesidir.
Ben bu aileyi tanıdığım günden bu yana elimden geldiğince destek olmaya ve yol göstermeye çalışıyorum.
Anlattığım bu dram gibi onlarca aile var, tanıdığım.
Ben sadece yaşanan bu ailelerin dramlarını yazmıyorum; imkânlarım açısından yardımcı olmaya da çalışıyorum.

Ancak benim yaptığım yardımlar ve yazdığım yazılar yeterli olmuyor.

İlgili kamu kurumları, yardım kurum ve kuruluşları ve hayırseverlerin de desteği şarttır.
Büyük bir dram yaşayan ailenin sessiz çığlığını duyun lütfen.
YAZARIN DİĞER YAZILARI