Bazı insanlar vardır; yaşarken de saygıyı hak eder ve kıymeti bilinir, ama aramızdan ayrıldıktan sonra bıraktıkları iz ve insani miras çok daha derinden anlaşılır.
İşte Batman’ın saygın, gönlü zengin isimlerinden merhum Necat Nasıroğlu amca da böyle bir insandı.
Vefatının üzerinden 8 yıl geçmesine rağmen hâlâ hayırla anılması, onun Batman’da büyük faydalar sağlayarak ne kadar önemli bir kişiliğe sahip olduğunun en açık göstergesidir.
Necat Amca’yı farklı kılan şey elbette sadece vefatından önce sahip olduğu maddi serveti değildi.
Aksine, onu unutulmaz kılan mütevazılığı, çalışkanlığı ve ihtiyaç sahiplerine el uzatmayı bir yaşam biçimi hâline getirmesiydi.
Onu tanıyan herkes, bu sade yaşamı, mütevazılığı ama sağlam duruşundan mutlaka bir ders çıkarmıştır. Çünkü o, yardım etmeyi gösterişle değil, sessizce ve içtenlikle yapanlardandı.
Kendi hayatımda da onun bana öğretisi ile bunu net bir biçimde görebiliyorum. Yoksullukla mücadele etme ve ihtiyaç sahiplerine destek olma öğretisini bana aşılayan bizzat kendisiydi. Zaman zaman zorlansam da, karşılık beklemeden insanlara yardım amacıyla ulaşmaya hâlâ çalışıyorum.
Sadece ben değil, onu tanıyan herkes mutlaka kendisinden bir ders almıştır.
Necat Amca’nın öğretileri ile ilgili olarak anlatılan sayısız hatıra var. Size yakın zamanda duyduğum ve bu yazımda anlatacağım bir anı, onun mütevazılığını ve insanlara bakışını anlatmak için başlı başına yeterlidir.
Bir gün, özel misafirleri için büyük bir yemek vermek için Batman’ın en çok tanınmış usta aşçılarından Hacı Fevzi Öztekin’e sipariş verir. Aşçı, Necat Amca’nın “özel misafirler” ifadesini duyunca sofraya kentin ileri gelenlerinin oturacağını düşünür. Günlerce hazırlık yapar, maharetini konuşturur; adeta bir sanat eseri gibi sofrayı kurar. Öyle ki pilavın üstüne kavurup dizdiği bademlerin üzerine ustalıkla harf harf dizip “afiyet olsun” diye yazar.
Yemek servisi tamamlandıktan sonra, ünlü aşçı Hacı Fevzi’nin o hayal edip beklediği “kodaman” misafirler yerine kapıdan içeri girenler bambaşkadır: İki servis aracı dolusu, Batman’da Cumhuriyet Meydanı’nda amelelik yaparak geçimini sağlayan emekçiler Necat Amca tarafından davet edilmiştir.
Cumhuriyet Meydanı’nda gündelik iş için her gün bekleyen ve hayatını bu şekilde kazanan emekçileri Necat Amca kapıda tek tek karşılar ve büyük bir özenle hazırlanan sofraya buyur eder.
Necat Amca için çok özel olan davetliler ve sofranın sahipleri büyük bir mutlulukla sofranın etrafına dizilirler.
Sohbet eşliğinde yemekler yenilir, çaylar içilir.
Bu hikâye bize şunu açıkça gösteriyor: Asıl zenginlik, sahip olduğunuz servet değil; kimin için ne yaptığınız, özveri ve yardımlarla daha çok açığa çıkar. Necat Amca, sahip olduğu imkânları toplumun en görünmeyen kesimleriyle paylaşmayı tercih ederek gerçek zenginliğin ne olduğunu yaşamı boyunca ortaya koymuştur. Bu noktada en anlamlı katkılardan birisi de kurduğu vakıf sayesinde bugüne kadar yüz binlerce öğrenciye verilen karşılıksız burslardır.
Necat Amca, kendisi ile yaptığımız bir söyleşide “faydalı servet kutsaldır” demişti. Acaba şimdiki zenginlerin hangisinin serveti topluma fayda sağlayıp kutsaldır?
Bugünün zenginlerinin dönüp kendilerine bakmaları gereken örnek isim Necat Amca’dır.
Mütevazılık artık çoğu zaman göz ardı edilen bir erdem hâline gelmişken, onun hayatı bize yardımseverliğin hâlâ ne kadar kıymetli olduğunu hatırlatıyor.
Belki hepimiz onun kadar büyük imkânlara sahip değiliz. Ama kendisinin o mütevazı davranışını, alçak gönüllülüğünü, o içtenliği ve o paylaşma isteğini örnek almamız gerekir.
Necat Amca’nın mirası tam da bu: İnsan olmanın en sade ama en güçlü hâlidir.