Son aylarda art arda gelen temaslar, “Ezidi açılımı” başlığı altında yeni bir sürecin başladığını gösteriyor. Kronolojiye bakıldığında bunun spontane değil, planlı bir diplomasi trafiği olduğu anlaşılıyor.
30 Temmuz 2025’te AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Dış İlişkiler Başkanı Zafer Sırakaya’nın Hannover’de diasporadaki Êzîdîlerle yaptığı buluşma ilk önemli adım oldu. Ardından 11 Kasım 2025’te Berlin’de Ezidi toplum temsilcileriyle bir araya gelindi. Bu toplantılarda barış, kardeşlik ve gönüllü geri dönüş başlıkları ele alındı; “insani diplomasi” vurgusu öne çıktı.
Süreç bununla sınırlı kalmadı. 1 Aralık 2025’te Köln’de, Cumhurbaşkanı’nı temsilen Efkan Ala’nın katıldığı geniş kapsamlı STK buluşmasında Ezidi heyeti de yer aldı. Hannover ve Berlin görüşmelerinin ardından gerçekleşen bu temas, dosyaların doğrudan yetkili makamlara sunulması açısından kritik bir eşikti. Ezidi köylerine ilişkin hazırlanan dosyalar teslim edildi, özel görüşme talep edildi ve Ankara yolu açıldı.
Devamında Ankara’da Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Zafer Sırakaya, Batman Milletvekili Ferhat Nasıroğlu, Bingöl Milletvekili Zeki Korkutata ve Midyat Belediye Başkanı Veysi Şahin’in Ezidi heyetini kabul etmesi; İçişleri Bakan Yardımcısı Münir Karaloğlu ile Batman, Diyarbakır, Mardin, Şanlıurfa ve Şırnak vali yardımcılarının katıldığı toplantı ise sürecin kurumsal zemine taşındığını gösterdi.
Özellikle Batman Milletvekili Ferhat Nasıroğlu’nun hem Batman’daki hem diasporadaki Êzîdîlerle yürüttüğü temaslar dikkat çekici. Yurda dönüş, mülkiyet sorunları ve bürokratik engellerin özel toplantılarda ele alınması planlanıyor.
24 yıllık AK Parti iktidarı döneminde Ezidiler ilk kez bu denli doğrudan ve çok katmanlı muhataplık görüyor. Bu açılımdaki amacın ne olduğu merak ediliyor.
Elbette bu açılımı tek bir nedene bağlamak doğru olmaz. İnsan hakları boyutu var. Diaspora politikası boyutu var. Bölgesel siyaset ve toplumsal barış boyutu var.
Almanya, Avrupa’daki en büyük Türk diasporasına ev sahipliği yapıyor. Ezidiler de bu diasporanın örgütlü ve görünür bir parçası. Dolayısıyla mesele yalnızca bir azınlık politikası değil; aynı zamanda Türkiye–diaspora ilişkilerinin yeniden tanımlanmasıdır.
Tabii Ezidilerin de kendilerine göre insan hakları, ekonomik ve güvenlik gibi birtakım istek ve beklentileri var. Bu beklentiler tümüyle karşılanırsa Ezidiler geri döner mi peki? Şahsen benim bunda tereddütlerim var.
Ezidi göçünü yalnızca 1990’lı yıllardaki çatışmalı sürece indirgemek de eksik bir okuma olur. Göç 1980’lerde başladı. Almanya başta olmak üzere Avrupa’nın sunduğu oturum, ekonomik imkân ve güvenli yaşam koşulları önemli bir çekim gücü oluşturdu. Bölgede yaşanan toprak ihtilafları ve yerel gerilimler ise sadece Ezidilere özgü değildi; benzer sorunlar farklı topluluklar arasında da yaşandı.
Kürtler arasında Ezidilere yönelik topyekûn bir nefret ya da sistematik bir dışlama olduğu iddiası da genellemeci bir yaklaşım olur. Nitekim Ezidiler, nüfusları az olmasına rağmen Batman, Diyarbakır ve Mardin’de HDP–DEM Parti’de milletvekilliği, belediye meclis üyelikleri ve İdil’de belediye başkanlığı gibi görevlerde temsil imkânı buldular.
Akıllar ister istemez, “Kendi seçilmişleri ile bu diplomasiyi o zaman neden yürütmediler?” sorusunu getiriyor.
Bu açıdan meseleye bakıldığında açılımın bir başka boyutu ortaya çıkıyor: Süreç sadece hükümetin değil, bölgedeki diğer siyasi aktörlerin ve toplum kesimlerinin de Ezidilere yaklaşımını dolaylı olarak sorguluyor.
Geri dönüş meselesini yalnızca “bölge halkının tutumu”na bağlamak hem gerçekçi olmaz hem de kırılmalara neden olabilir.
Ezidiler bu toprakların rengidir, kirvesidir, kadim bir parçasıdır. Bölgede yaşanan her acıdan elbette herkes gibi onlar da paylarına düşeni almışlardır. Ancak açılım dili kurulurken bölgede büyük bir zulüm varmış algısı oluşturmak da doğru değildir. Bu, toplumsal hafızayı onarmak yerine yeni kırgınlıklar doğurabilir.
Bugün görünen şu: AK Parti cephesinde Ezidilere yönelik bir açılım iradesi vardır. Bu doğru bir tutumdur. Bu irade nereye evrilir, somut sonuçları ne olur, zaman onu gösterecek.
Görüşmeleri sürdüren tarafların bilinen ya da bilinmeyen hesapları olabilir; siyasetin doğasında bu vardır. Asıl mesele, sürecin toplumsal barışı güçlendiren, geri dönüşleri kolaylaştıran ve kimseyi incitmeden ilerleyen bir zeminde yürütülmesidir.
Açılım yapılırken hassasiyetler gözetilirse kazanım ortak olur. Aksi hâlde iyi niyetli bir adım bile yeni tartışmaların kapısını aralayabilir.
Ezidi açılımının kaderi, tam da bu dengeyi kurup kuramayacağına bağlı.