?>

Eski ile yeni arasında:  Belki evet, belki hayır

Recep Kavuş

7 ay önce

Bazen hayat, seni istemediğin halde değişime zorluyor.

Birikir nedenler, birikir iç çekişler...

Sonra bir sabah, her şeyin değiştiğini fark ediyorsun.
Biz de 21 yıldır yaşadığımız evimizi geride bıraktık.
GAP Mahallesi’nin kalabalığına, her köşesinde açılan kafe gürültüsüne daha fazla dayanamadık.

Gürültünün, betona karışan şehrin kalabalıkları arasında nefes alamaz hâle gelmiştik.

Bu yüzden ev değiştirmek zorunda kaldık.
Yeni adresimiz, şehrin yuttuğu ama hâlâ köy ruhunu koruyan bir yer: Korik Mahallesi.
Resmiyette mahalle olarak geçse de aslında hâlâ köy.
Gittiğimiz yeni adresin bitişiğinde tarlalar var, biraz ileride hayvan çiftlikleri.
Rüzgârın taşıdığı toprak kokusu, uzun zamandır unuttuğumuz bir duyguyu geri getirdi: doğal ortamda ve sessiz bir yaşam.

Oysa GAP Mahallesi’ne taşındığımızda da şehir dışıydı orası.

Evimizin karşısında ahırlar, çevremizde köçer aileler yaşardı.

Sabahları horoz sesleriyle uyanırdık.

Besicilikten gelen kokulara alışmıştık ama o koku, doğanın içinde olmanın kokusuydu.

Güneş evin her köşesine girer, esen rüzgârla nefes alırdık.

Sonra modern şehir betonları ile geldi.

Koçer ahırları yerini apartmanlara bıraktı, gökyüzü kat kat betonla kaplandı.

Her yüksek binanın altına bir kafe açıldı.

Mahalle, geceleri hiç uyumayan bir yere dönüştü.

Gürültü, tartışmalar, kavga sesleri...

GAP’ta yaşam oldukça zor ve sıkıntılıydı.

Uzun zamandır kaçmanın yollarını arıyordum.
Fırsatı bulduğumuz anda da kaçtık.
Ama bir yerden bir yere taşınmak, sadece eşyaları değil, anıları da sırtlanmak demekmiş.

Yeni ev sessiz, sakin, huzurlu.

Fakat bir yanım, GAP Mahallesi’nin kalabalığında kalmış gibi.

Belki de insan, alıştığı karmaşayı da bir çeşit aksiyon ve hızlı yaşam sanıyor.

Orhan Pamuk, “Yeni hayat, eski hayatın acısıyla başlar” der. Bizimki de biraz öyle.

Yeni evimizin mevkisi şehir gürültüsünden uzak, sessiz ve huzurlu ama soğuk.

Yeni evde duvarlar, pencereler, kapılar henüz sesimizi, yüzümüzü tanımıyor.

Akşamları, ışıkları kapattığımda sokakta kalabalıklar olmayınca ev fazla sessiz oluyor.

Geçmişte kalabalıklar uyutmuyordu, şimdi ise sessizlikten uyuyamıyorum.

Bazen iş dönüşü evin yolunu tutarken farkında olmadan eski mahalleye gidiyorum.

Sanki eski evin ışığı hâlâ yanıyor, kapıyı çalsam biri açacak gibi...

Oradaki sıcaklığın ve geriye kalan anıların eksikliği var belli ki yaşamımda.

Hiçbir yeni ev, eskisinin sıcaklığını tam olarak dolduramıyor.

Ahmet Hamdi Tanpınar “Ne içindeyim zamanın, ne de büsbütün dışında” der ya, ben de şu sıralar öyle hissediyorum.

Ne eskiye aitim ne de yeninin bir parçasıyım.
Eski ve yeninin arasında bir boşlukta hissediyorum kendimi.
Belki de her taşınma biraz “iç göç”tür.
Eşyalar kadar ruhun da yeri değişiyor.

Tezer Özlü, “Her gidiş biraz kalmaktır aslında” diye yazar.

Bizim gidişimiz de biraz öyle oldu.

Eski evde bıraktığımız sadece eşyalar değildi; bir sürü güzel anılar ve komşularımızda kaldı.

Şimdi, yeniyle eskinin arasında bir yerde, yeni alışkanlıklar, yeni komşular ediniyoruz.

Bazen düşünüyorum:

O eski ev hâlâ bizim olsaydı, geri döner miydim?

Belki evet, belki hayır...

YAZARIN DİĞER YAZILARI