Trafik kazaları mağdurlarının adalete olan isyanlarını okuyoruz; haberlerde ve etrafımızda yaşanan kazalarda.
Trafik kazalarında cezasızlık o kadar yaygın ki, ha birine aşırı derecede şiddet uygulamışsın, ha trafikte bir can almışsın; neredeyse ikisi de aynı.
Şehrimizde yaşanan ölümlü trafik kazalarında cezasızlık algısı, toplumsal hafızamıza adeta işlenmiş durumda.
Ben de bir birinci derece yakınımı bir trafik kazasında yitirdim.
DSİ'nin önünde bulunan caddede karşıdan karşıya geçmekte olan yakınıma hızla çarpan motosiklet sürücüsü, ölümüne neden oldu.
Davacı olmamıza rağmen, birçok eksiği olan ve hız limitini aşan motosiklet sürücüsü bir gün bile cezaevinde yatmadı.
Batman'da onlarca böyle kaza yaşanıyor.
Dikkatsiz sürücüler yüzünden ölümler meydana geliyor. Her biri cinayet gibi ama işledikleri suçtan dolayı hak ettikleri cezayı almıyorlar.
Ölüm ve yaralanmayla sonuçlanan birçok trafik kazasında, sürücüler olay yerinden kaçmasına rağmen, kazaların birçoğu yargılama sonucunda basit bir trafik ihlaliymiş gibi hafif sayılacak cezalara çarptırılıyor. Bu da mağdur ailelerin üzüntüsünü daha da katlamaktadır.
Hukuk sistemimizdeki işleyen yargılama süreçlerinde mevcut yasalar nedeniyle suçun cezasızlıkla sonuçlanmasına yol açılıyor.
Kaza mağdurlarının açtıkları ölümlü trafik kazası davalarında sanıklar genellikle "taksirle ölüme sebebiyet verme" suçundan yargılanmaktadır.
Türk Ceza Kanunu'nun 85. maddesi uyarınca, taksirle bir kişinin ölümüne neden olan kişi 2 yıldan 6 yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılır. Eğer birden fazla kişinin ölümüne veya bir kişinin ölümüyle birlikte bir ya da daha fazla kişinin yaralanmasına neden olunmuşsa, ceza 2 yıldan 15 yıla kadar değişebilmektedir.
Kanun bunu öngördüğü için birçok sanık, acılı ailelerin henüz acısı tazeyken 1-2 ay içerisinde tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılıyor.
Yasanın öngördüğü cezalar, birinin canını alan kişi için çok az ve caydırıcı değildir.
Trafikte dikkatsizlikle veya kurallara riayet etmeyen bir sürücü birinin ölümüne neden olsun, sonra da kefaletle ya da "kaçma ihtimali yok" denilerek serbest bırakılsın... Bu, ceza değil, sanık için adeta ödüldür.
Ölümlü trafik suçlarına karışıp 2 yıl ile 6 yıl arasında ceza alanların çoğu da cezaevinde bile yatmadan cezası erteleniyor.
Kimisi de birkaç ay yattıktan sonra açık cezaevine, oradan da denetimli serbestlikten yararlanarak cezasını dışarıda çekiyor.
Hele hele uzlaşma ve etkin pişmanlık sağlanırsa, suçlular bir gün bile hapis yatmıyor.
Ağır ihmal ve kural tanımazlık nedeniyle göz göre göre birini yaşamından et, bunun adına "trafik kazası" denilerek serbest kal...
Bu haklı bir karar değildir elbette.
Bu tür kararlar ve cezasızlık, trafik kazaları için caydırıcı da olmuyor.
Trafik kazası dava dosyalarında en önemli kanıt ve delillerden biri de trafik ekiplerinin raporlarıdır. Olay yeri raporlarına göre de mahkemenin kararları şekillenebiliyor.
Dolayısıyla trafik polislerinin de kazalarda sürücü hatalarını en ince ayrıntılarıyla raporlamaları gerekir.
Batman’da hemen hemen her gün trafik kazaları yaşanmakta, kazaya maruz kalanlar ya sakat kalmakta ya da canlarından olmaktadır.
Bu kazaların çoğu adeta bir cinayettir.
Şehrimizde yaşanan ölümcül trafik kazalarının çoğu, sürücülerin trafikte dikkatli ve sorumlu davranmaması, trafik kurallarına uymamaları, aşırı hız tutkusu, alkollü ya da ilaçlı araç kullanmaları gibi nedenlerden kaynaklanmaktadır.
Bu satırları yazdığım saatte, şehir içinde bisiklet ve araç çarpışması sonucu bir kişi yaşamını yitirdi.
Trafikte yaşanan bu ölümlerin bir şekilde önüne geçmek ve sürücülerin daha dikkatli olmasını sağlamak için özellikle ölümlü kazalarda cezaların artırılması gerekir.
Elbette mahkemenin vereceği en ağır ceza bile kaza yakınlarının acısını ve kaybını telafi etmiyor, ama cezasızlık acıyı katlamaktadır.
Bu nedenle trafikte kontrolsüz ve kuralsız bir şekilde araç sürerek insanları yaşamından edenlerin, hak ettikleri cezayı almaları gerekir.
Ancak bu şekilde ölümlü trafik kazalarının önüne geçilmesi mümkündür.