?>

Batman’da kirliliğin çeşitleri, sebepleri ve sonuçları

Recep Kavuş

3 ay önce

“İnşaatlarda çevre hassasiyeti neden yok?” başlıklı yazımın ardından farklı kesimlerden önemli görüş ve öneriler geldi. Özellikle Batman Üniversitesi’nden bir akademisyenin kapsamlı değerlendirmesi, konuyu yeniden ve daha geniş bir çerçevede ele alma gereği doğurdu.

Elbette çevre kirliliği deyip geçmemek gerekir. Çünkü kirlilik yalnızca doğayı değil; insan sağlığını, moral gücünü ve yaşam arzusunu da doğrudan etkiler. Bu nedenle çevre kirliliği ile mücadele, yalnızca kurumların değil, her bireyin sorumluluğudur.

Bu soruyla bir giriş yapalım: Bir kentin havası neden kirlenir?
En kolay cevap bellidir: Sanayi tesisleri. Biraz düşününce şehir içi trafik de listeye eklenir. Daha dikkatli bakıldığında ise tablo genişler: Isınma kaynaklı emisyonlar, inşaat faaliyetleri, altyapı çalışmaları, yakıt kalitesi, şehir planlaması…
Gerçek şu ki bir kentin havası, o kentteki tüm faaliyetlerin ortak sonucudur.

Batman özelinde yürüyen tartışmalar da çoğu zaman bu kolaycılığın izlerini taşıyor. Hava kirliliği denildiğinde ilk oklar petrol sektörüne yöneliyor. Elbette enerji ve sanayi faaliyetlerinin çevresel etkisi inkâr edilemez. Ancak meseleyi yalnızca buraya indirgemek, fotoğrafın büyük bölümünü kadraj dışında bırakmaktır.

Çünkü bir kentin havasını sadece bacalar değil, şantiyeler de kirletir.
Bugün şehrin dört bir yanında yükselen inşaatlara bakın: Kentsel dönüşüm projeleri, yeni konut alanları, yol ve altyapı çalışmaları… Bunlar şehirleşmenin doğal ve hatta gerekli adımlarıdır. Fakat çevre hassasiyeti gözetilmediğinde ciddi bir partikül madde kaynağına dönüşürler. Sulanmayan hafriyat sahaları, açıkta taşınan molozlar, perdelenmemiş şantiyeler ve yoğun kamyon trafiği… Soluduğumuz havaya karışan görünmez yükün önemli bir kısmı buradan gelir.
Üstelik bu kirlilik, sanayi bacası gibi tek bir noktadan değil; doğrudan yaşam alanlarının içinden yayılır.

Kış aylarında tablo daha da ağırlaşır. Isınma amaçlı yakıt kullanımı artar. Yakıt kalitesi düştükçe ve denetimler zayıfladıkça hava daha da ağırlaşır. Eski araç filoları ve egzoz emisyonları da eklendiğinde, çok kaynaklı ve katmanlı bir kirlilik yapısı ortaya çıkar.

İlk sorudan sonra başka bir soruya geçelim:
Sorun mevzuat eksikliği mi, yoksa uygulama zafiyeti mi?
Aslında cevabı biliyoruz. Mevzuat var. Sınır değerler, denetim yetkileri, cezai yaptırımlar ve teknik standartlar mevcut. Ancak sahadaki denetim yetersiz kaldığında kurallar bağlayıcılığını yitirip tavsiyeye dönüşüyor.
Oysa hava kalitesi yönetimi kâğıt üzerinde değil, sahada kazanılır.

Bu mücadelede merkezi idareden yerel yönetimlere kadar birçok kurumun sorumluluğu var. Çevre otoriteleri ölçüm ve yaptırım boyutunu yürütürken; belediyeler şantiye denetiminden hafriyat yönetimine, ulaşım planlamasından yeşil alan üretimine kadar belirleyici rol oynar. Sağlık kurumları kirliliğin insan üzerindeki etkilerini izler; üniversiteler veri üretir, meslek odaları teknik rehberlik sunar.

Temiz hava, kurumsal iş birliği gerektirir.

Peki Batman ne yapmalı?

Öncelikle kirliliğin tüm kaynakları şeffaf biçimde ölçülmeli. Sabit istasyonlara ek olarak mobil ölçümlerle mahalle bazlı kirlilik haritaları çıkarılmalı. Şantiyelerde toz kontrolü tavsiye değil, zorunluluk olmalı. Hafriyat taşımacılığı standart altına alınmalı. Kış aylarında yakacak yakıt denetimleri sıklaştırılmalı. Toplu taşıma güçlendirilirken, uzun vadede temiz enerji ve elektrikli ulaşım yatırımları devreye sokulmalı.
Belki de en önemlisi; kent planlaması, hava akımlarını engellemeyecek şekilde yeniden düşünülmeli.

Çünkü hava kirliliği yalnızca bir çevre meselesi değil, doğrudan yaşam kalitesi ve halk sağlığı meselesidir. Bugün soluduğumuz hava; yarının sağlık harcamalarını, çocukların akciğer kapasitesini, yaşlıların yaşam süresini belirler.

Bu konuda sorumlular aranırken tek bir sektöre odaklanmak kolaydır ama eksiktir. Batman’ın havası kirli diye yalnızca petrolü işaret etmek ne kadar yetersizse, şehrin ortasında yükselen ve denetimsiz toz yayan inşaatları görmezden gelmek de o kadar yanlıştır.
Belki de artık aynayı biraz daha geniş tutmanın zamanı gelmiştir.
Çünkü temiz çevre ve hava, suçlu arayarak değil; sorumluluğu paylaşarak kazanılır.

 

YAZARIN DİĞER YAZILARI