?>

Haksızların Savaşı…

Recep Kavuş

12 ay önce

İsrail ve İran arasındaki savaş resmen başlamış oldu.
3. Dünya Savaşı’na neden olabilecek bu tehlikeli gerilim, uzun süredir devam ediyordu.
İsrail’in, İran’a perşembe gecesi saldırıp askeri en üst düzey isim olan Genelkurmay Başkanı’nı ve birçok nükleer enerji alanında uzman ismi öldürmesi, gerilimin savaşa dönüşmesine yol açtı.
ABD’nin şımarık çocuğu İsrail, İran’a karşı başlattığı saldırılarda kanun, kural dinlemezken, bir tarafta mazlum Filistin halkına, Suriye’ye, Lübnan’a, Yemen’e saldırıyor, dünya barışını tehdit etmesiyle biliniyor.
İran ise mezhepsel çıkarları için her haksızlıktan kaçınmayan, Irak’la yıllarca devam eden savaş, Lübnan ve Filistin’de iç karışıklık yaratması, Suriye iç savaşında zalim Esad’a destek vermesi, kendi ülkesinde muhalifleri susturması, idam etmesi nedeniyle sicili bozuk bir ülkedir.
Bu nedenle İsrail-İran savaşını, her iki tarafın da Ortadoğu ve dünya barışını tehdit etmesi nedeniyle "haksızların savaşı" olarak adlandırmak doğru bir tespit olur.
Rusya ile derin ittifak kuran, İslam ülkeleriyle gizli mezhep savaşı sürdüren İran, tarihinin en büyük saldırısıyla karşı karşıyadır.

Her ne kadar İran’a yapılan saldırıyı İsrail tek başına yapıyor gibi görünse de arka planda en büyük emperyalist güç ABD vardır.

Dünya barışına büyük zarar verecek olan bu savaş, her iki ülkenin birbirlerinin toprağını işgal savaşı değildir; amaç ve gayeleri farklıdır.

İran İslam Devrimi öncesinde, İsrail ve İran arasında büyük iş birliği vardı. Şah döneminde, iki ülke Arap milliyetçiliğine ve diğer İslam ülkelerine karşı ortak çıkarlara sahipti ve enerji, istihbarat, askeri alanlarda iş birliği yapıyordu.

Hatta İran, İsrail’i tanıyan ilk Müslüman ülkelerden biriydi.
1979 İslam Devrimi sonrası ise İran’ın resmi ideolojisinde İsrail “küçük şeytan” olarak tanımlandı ve İsrail’in varlığına karşı doğrudan söylem geliştirildi.
Diplomatik ve ticari ilişkiler tamamen kesildi. İran, İsrail karşıtı gruplara (özellikle Hizbullah ve Hamas) siyasi, mali ve askeri destek sağlamaya başladı.
İki ülke arasındaki doğrudan ve dolaylı güç mücadelesi başladı.
İki ülkenin öncelikli amacı Ortadoğu’da en büyük güç olmaktır.

ABD desteğini açıkça alan İsrail ise saldırılarını gittikçe artırıp hava harekâtlarıyla karşılık verdi ve İran’ın nükleer programını ve bölgesel vekillerini hedef alan operasyonlar gerçekleştirdi.

İlk olarak 2024 ve 2025 yıllarında İsrail ve İran arasında doğrudan karşılıklı saldırılar başladı.
İsrail, İran’ın nükleer silah elde etme çabasını kendi ulusal güvenliği için en büyük tehdit olarak görüyor.
İsrail’in saldırıları, İran’ın nükleer eşik ülke konumunu aşmasına bağlıyor.
İran ise küçük şeytan olarak tanımladığı İsrail’e misilleme yaparak güç gösterisinde bulunuyor.
Bu saldırılar sadece Tahran’a karşı yapılmıyor, aslında tüm İslam ülkelerine, onun bölgesel destekçi ve yandaşlarına gözdağı verme şeklindedir.
İran ise misillemeleriyle bölgede ve dünyada 3. Dünya Savaşı riskini de beraberinde getiriyor.
Karşılıklı saldırılar sonrasında savaşın son bulmasını kısa sürede zor görünüyor.
Başlamak üzereyken nükleer görüşmelerin askıya alınması, diyaloğun zorlaştığını gösteriyor.

İran daha saldırgan hale gelmiş durumda.

İran-İsrail savaşı sadece iki ülke ile sınırlı kalmayacak.
Nükleer enerji tesislerine yapılacak saldırılar, kimyasal silah kullanımı başta komşu ülkeler olmak üzere tüm dünyada felakete neden olur.

Dolayısıyla bu savaş mazlumun, hak, hukuk savaşı değil, haksızların savaşıdır.

Bu haksız savaş, en çok mazlum İran ve İsrail halkına zarar verecek.
Hiçbir savaşın kazanan bir tarafı elbette yoktur.

Bu savaşın ise hiç yoktur.

Bu nedenle, meşru ve haklı hiçbir gerekçesi olmayan bu haksız ve güç savaşının bir an önce sonlandırılması gerekir.
YAZARIN DİĞER YAZILARI