Her seçimde partilerin üye sayısı ile sandıkta çıkan sonuç noktasında aynı tabloyla karşılaşıyoruz:
Siyasi partilerin sahip oldukları üye sayıları ile sandıktan çıkan oy sayıları her seferinde birbirini tutmuyor.
Normalinde bir partiye üye olmak, o partiye oy verileceği anlamına gelmektedir.
Ama pratikte, özellikle iktidar partilerine üye olanların tamamının partilerine oy vermedikleri görülüyor.
Çünkü belediyeyi ya da iktidarı elinde bulunduran partilere üye olanlar, ideolojik yakınlık nedeniyle değil, başka gerekçelerle üye oluyorlar.
İşte tam da bu noktada mesele, siyasetin samimiyet sınavına dönüşüyor.
Gerçek şu ki; yalnızca AK Parti için değil, Türkiye'deki birçok siyasi parti için üyelik, zamanla siyasi bir tercih olmaktan çıkıp bir tür “iş yürütme aracı” hâline gelmiş durumda.
Bugün kamu kurumlarında, yerel yönetimlerde ya da çeşitli bürokratik süreçlerde “tanıdık” ve “yakınlık” hâlâ belirleyici olabiliyorsa, işi yürümeyen vatandaş da çözümü gidip bir partiye üye olmakta buluyor.
Bu noktada suçu sadece vatandaşa yüklemek haksızlık olur.
Asıl sorun, partizanlığı sistem ve ilke hâline getiren siyasi anlayışta yatıyor.
Peki, Batman örneğinde rakamlar bize ne diyor?
Batman’da kâğıt üzerinde üyelik ile sandıkta çıkan sonuç arasındaki çelişki çok net görülüyor.
Son 20 yıldır seçimlerde en yüksek oyu alan siyasi çizgi, HEP’ten başlayıp DEM Parti’ye kadar uzanan yol olmasına rağmen, üye sayısı hiçbir zaman AK Parti kadar olmadı.
Neden diye merak ederseniz; çünkü DEM Parti’ye oy veren kesimler için parti üyeliği, kamu kurumları nezdinde avantaj değil, çoğu zaman dezavantaj olarak algılanıyor.
İşe girişlerde, sicil sorgulamalarında siyasi görüşünden dolayı, yaşamın her alanında bir şekilde önlerine sorun olarak çıkabiliyor.
Bu yüzden bir siyasi partiye üye olunurken, ister istemez insanlar temkinli davranmak zorunda kalıyor.
Bu nedenle AK Parti’nin Batman’daki üye artışının ne anlama geldiğini doğru okumak lazım.
AK Parti Batman İl Başkanı Hüseyin Şansı’nın açıklamalarına göre, 2025 yılı boyunca Batman’da 9 bin 867 yeni üye kaydedildi.
Batman’da AK Parti’nin toplam üye sayısı 68 binin üzerine çıkmış ve hedefin yüzde 183 aşıldığı ifade ediliyor.
İl Başkanı Şansı, bu artışı “milletin partiye duyduğu güvenin göstergesi” olarak yorumluyor ve şu vurguyu yapıyor:
“AK Parti’nin gücü tabelalardan değil insandan, rakamdan değil gönülden gelmektedir.”
Ancak rakamlar başka bir gerçeği de beraberinde ortaya koyuyor.
31 Mart 2024 seçimleri öncesinde AK Parti'nin Batman’daki üye sayısı 58 bin 133 iken, aynı seçimde Batman genelinde İl Genel Meclisi’nde aldığı en yüksek oy 47 bin 754.
Yani AK Parti bu durumda, üye sayısından daha az oy almış demektir.
Bu tablo bize şunu söylüyor:
AK Parti’ye üye olan herkes, demek ki sandıkta AK Parti’ye oy vermemiş.
Üstelik AK Parti’ye oy verenlerin tamamı da üye olamıyor. Mesela kamuda çalışan memurlar, öğrenciler siyasi partilere üye değiller.
Buna rağmen AK Parti, üye sayısı kadar oy alamıyorsa demek ki ortada bir çelişki var.
Bu noktada asıl dikkat çekici olan; üyelik ile oy arasındaki bu ciddi çelişki, üye sayısının ayrı, sandıkta çıkan oy sayısının farklı olmasıdır.
Batman örneği bize şunu açıkça gösteriyor:
Türkiye’de parti üyeliği, çoğu zaman siyasi aidiyetten çok, sistemde isminin yer alma ihtiyacının bir sonucudur.
İnsanlar üyelikte şartlara göre pozisyon alıyor, ama sandıkta vicdanının sesine kulak veriyor.
Bu çelişki var oldukça ne üye sayılarının ne de siyasilerin paylaştıkları üye sayılarının bir anlamı olur.
Bu nedenle tüm siyasi partilerin kendilerini bu noktada sorgulamaları gerekir. Üye sayısını artırarak güç gösterisine dönüştürmektense, gönüllülük esasıyla üye kazanmaları kendilerine daha çok yarar sağlar.