Ağalık, şeyhlik ve aşiretçilik; kan bağı, güç ilişkileri ve eşitsizlik ekseninde şekillenen feodal bir toplumsal düzenin ürünüdür.Bu yapı, bireyi merkeze almak yerine itaati, biatı ve hiyerarşiyi esas alır.Feodalizm, tarih boyunca toplumların demokratikleşmesinin ve çağdaşlaşmasının önündeki en büyük engellerden biri olmuştur.
Batman, bu gerçeği çok iyi bilen ve geçmişte bedel ödeyen şehirlerden biridir.1980’li yıllar öncesinde Batman’da aşiretçilik, ağalık ve şeyhlik sistemi oldukça yaygındı.Bu yapılar çoğu zaman iç içe geçmiş, ekonomik ve siyasal gücü ellerinde tutan birer otoriteye dönüşmüştü. Aşiret kavgaları, şeyhlerin sömürüsü, ağaların baskısı bu kentin hafızasında derin izler bıraktı.
O dönemlerde belediye başkanlığı ve milletvekilliği adayları, halkın özgür iradesiyle değil; feodal güç odaklarının onayıyla belirlenirdi.Seçimler, aşiretlerin ve ağaların güç gösterisine dönüşür; sandık başlarında baskı, zorbalık ve hile sıradanlaşırdı. Özgür irade neredeyse yok sayılırdı.
1980’li yıllarla birlikte Batman’da önemli bir toplumsal kırılma yaşandı. Devrimci ve ümmetçi hareketler feodal yapıyı belli ölçüde geriletti.İnsanlar ilk kez aşiret baskısından bağımsız olarak düşüncelerine, inançlarına ve ideallerine göre oy kullanmaya başladı.Toplumsal uzlaşıyla belirlenen adaylar belediye başkanı ve milletvekili oldu. Bu, feodalizme karşı atılmış çok kıymetli bir adımdı.
Yıl olmuş 2026; teknoloji ve yapay zekânın hâkim olduğu bir dönemde ne yazık ki Batman’da toplumsal uzlaşı yerine feodalizme doğru hızlı bir geri dönüş yaşanıyor.Özellikle aşiretçilik yeniden canlanıyor.En küçük aileler dahi kendilerine bir aşiret ismi vererek dernek çatısı altında örgütlenmeye başlıyor.
Dün toplumsal değerler ve ortak hedefler için bir araya gelenler, bugün feodal kimlikler üzerinden saf tutuyor.Birey; bilgisiyle, yeteneğiyle, düşüncesiyle var olmak yerine bağlı olduğu feodal yapının gölgesine sığınıyor.“Ben ne olmalıyım?” sorusu yerini, “Ben hangi aşirettenim?” sorgusuna bırakıyor.
Bu durum birey için üretimi, bilgiyle kendini donatmayı, hukuku, yurttaşlık bilincini ve toplumsal sorumluluğu ikincil hâle getiriyor.Aşiret aidiyetinin olduğu yerde töre, örf ve aşiret kararı çoğu zaman devlet hukukunun önüne geçiyor. Bu da toplumsal mutabakatı, birlik ve beraberliği ciddi biçimde zedeliyor.
Bu süreçte kuşkusuz en büyük zararı ise sivil toplum görüyor.Bugün siyasiler, oda başkanları ve yerel aktörler destek aramak için sivil toplum kuruluşları yerine aşiret derneklerini ziyaret ediyor; ağa ve şeyhlerle görüşüyor.Batman, adım adım sivil toplumculuğa veda ediyor.
Hal böyle olunca da şehrimizde kan bağına dayalı olmayan uzlaşı kültürü zayıflıyor.Aşiret bağı olmayan birey kendini yalnız ve savunmasız hissetmeye başlıyor.
İşin acı tarafı ise aşiret derneklerinin kendi iç yapısına bakıldığında da demokratik bir işleyişten söz etmenin mümkün olmamasıdır.Bilgili, okumuş olan değil; gücü ve parası olan başkan ve yönetici oluyor.
Aşiret derneklerinde kadının temsiliyeti ise neredeyse yok.Aşiretlerin gövde gösterisi amaçlı ardı ardına düzenlenen yemeklerde, kongrelerde ve güç gösterisi görüntülerinde tek bir kadın göremezsiniz.Feodalizm sadece ortak aklı değil, kadınları da kamusal hayattan ve eşit temsiliyetten dışlıyor.
Feodal düzen; eşitlik yerine erkek egemenliğini, itaati; katılım yerine müritliği, eleştiri yerine sadakati esas alıyor.Hesap verebilirliği, eleştiri kültürünü ve yeniliği kabul etmiyor. Toplum giderek içine kapanıyor; korku ve baskı kültürü yaygınlaşıyor. Biat normal bir hâl alıyor, değişim tehdit olarak görülüyor.
Oysa özgür, çağdaş ve gelişmiş bir toplum; güçlü bir hukuk devleti, eşit ve nitelikli eğitim, gelir ve fırsat adaleti, bireyi merkeze alan demokratik bir kültür üzerine inşa edilir.Feodalizm ise dar bir grubun çıkarlarını savunur ve toplumsal ilerlemeyi bloke eder.
Unutmayalım; feodalizm ve aşiretçilik sadece bir yaşam biçimi değil, aynı zamanda bir zihniyettir.Bu zihniyet toplumun geleceğini belirler. Bugün Batman’da dernekleşmeyle başlayan bu yapıların yarın metropollerde şubeler, konfederasyonlar kurması kimseyi şaşırtmamalıdır.
Dileğimiz, bu gidişatın bizi 1980’ler öncesinin karanlığına sürüklememesidir.Bu şehir ağa baskılarından, aşiret çatışmalarından ve körü körüne müritlikten çok çekti. Tekrar aynı kısır döngülere geri dönmek, Batman’a yapılabilecek en büyük kötülüktür.
Aşiretçilik, ağalık ve şeyhlik geçmişte neyse bugün de odur ve Batman’a bir şey kazandıracağına inanmıyorum.Doğru olan ise amaç ve idealler için insanların; toplumsal çıkarları, hukuku ve demokrasiyi esas alan yapılar etrafında birlikte hareket etmesidir.