?>

Dürüstlüğe ne kadar çok hasret kalmışız meğer…

Recep Kavuş

8 ay önce

Geçtiğimiz günlerde Batman’da yaşanan bir olay, ülke gündemine kadar taşındı.
Çocuk yaşındaki Ömer Çoban’ın sokakta bulduğu altınları sahibine vermesi gündem konusu oldu.

Gazeteler günlerce bu haberi manşetlerine taşıdı, ajans ve televizyon muhabirleri Ömer’in peşine düştü.

İl yöneticilerince toplumun her kesiminden Ömer’e bu tutumundan dolayı övgüler yağdı, ödüller verildi.
İyi de… Bir insanın başkasına ait olan bir eşyayı sahibine teslim etmesi gerçekten bu kadar şaşılacak ve görülmemiş bir olay mıdır?

Elbette, Ömer’in davranışı olması gereken, takdire şayan bir tutumdur.

Ancak bir toplum gerçekten ahlaki değerlerine tam olarak bağlıysa bu davranış zaten olması gerekendir.
Ahlaki değerlerimizi yitirmemişsek birine ait olanı kendisine vermenin haberlere konu olacak ne özelliği var?

Bence bu meselede asıl sorgulanması gereken budur.

Hayatı boyunca tek kuruşluk haksız kazanç peşinde koşmamış, helal kazançla yaşamını sürdüren biri için bu haber sıradan bir haberden öte değildir, olamaz da.

Kentimizde yaşanan bu olay, iki temel gerçeği yüzümüze çarpıyor:
Birincisi; toplumda giderek artan ahlaki çürüme ve değer erozyonu.
İkincisi ise; alın teri ve emekle kazanmanın günümüzde artık geçerliliğini yitirmesidir.

Ne yazık ki bugün helal-haram ayrımı gözetmeden zengin olma hırsı dört bir yanımızı sarmış durumdadır.

Emekle, dürüstlükle, alın teriyle kazanmak artık zor ve enayilik olarak görülmektedir.

Çevrenize bir bakın:

Kamu ihalelerine fesat karıştıranlar,

Bankamatik memurluğuna sığınanlar,

Kaçak elektrik, su kullananlar,

Vergiden kaçanlar,

Fahiş fiyatla ürün satanlar,

İşçinin hakkını geciktirenler,

Stokçuluk, karaborsa, tefecilik yapanlar,

Tekelleşerek piyasayı şişirenler…

Hepsi, modern çağın “yasal hırsızları” değil mi aslında?
Hırsızlık sadece başkasının malını çalmakla sınırlı değildir; her türlü haksız kazanç da bir hırsızlıktır.
Hal böyle olunca, Ömer’in altını sahibine teslim etmesi haber olabiliyor.
Çünkü değerlerden gittikçe uzaklaşılan günümüzde dürüstlüğü öyle nadir görür hale geldik.

Ömer gibilerinin nesli tükendi neredeyse.

Dürüst hareketler gördüğümüzde heyecanlanıyor, mutlu oluyoruz.
Bir umut ışığı gibi sarılıyoruz dürüstlükle ilgili haberlere.

Dürüstlüğe öyle susamış ve aç kalmışız ki, küçücük bir iyilik kocaman bir sevince dönüşüp bir toplumu heyecanlandırıyor.

Ama bir yandan da, içten içe Ömer gibilerine neredeyse “enayi” gözüyle bakanlar da oluyor.
Oysa asıl enayi; ahlakını, vicdanını ve insanlığını üç kuruşluk çıkar için yitiren, haksız kazanç edenlerdir.
Sokakta bulduğu altını sahibine teslim etme olayı bize çok acı bir gerçeği hatırlatıyor:

Toplum olarak ahlaki değerleri yitirdikçe, dürüst insanlar aramızda azınlık haline geliyor.

Ve azınlıkta kalan her Ömer gibi dürüst insanın davranışı artık haber oluyor, günlerce gazetelerde manşet oluyor.
Oysa olması gereken; dürüstlüğün olağan dışı bir davranış değil, olağan bir davranış olarak kabul edilmesidir.
Ömer'in yaptığı, toplum olarak yeniden kazanmamız gereken o temel ahlaki değerlerin bir yansımasıdır.
Ahlaki değerlere sıkı sıkıya tutunmadıkça, hırsızlar çoğalmaya, dürüstler azalmaya devam edecek.

Ve biz de her dürüst davranışı, hasretini çektiğimiz bir nimeti bulmuş gibi takdir edip, alkışlamaya devam edeceğiz…

 

 

YAZARIN DİĞER YAZILARI