Batman’ın havası kirli denildiğinde, oklar hemen petrole çevriliyor. “Nasıl olsa petrol şehri” deniliyor.
Bu yüzden hava kirliliği söz konusu olunca suçlu ilan ediliyor TPAO üretim sahaları, TÜPRAŞ rafinerisi…
Elbette Batman’ın yaz kış oluşan hava kirliliğinde petrolün payı yok denemez.
Ancak meseleyi yalnızca petrol faaliyetlerine indirgersek, gözümüzün önündeki başka kirletici unsurları görmezden gelmiş oluruz.
Çevre kirliliği denilince sadece bacalardan çıkan duman anlaşılmamalıdır.Batman’ın gökyüzünü kaplayan toz ve duman; atık su, plastik ve ambalaj çöpleri, kontrolsüz dökülen molozlar, inşaatlardan yükselen toz bulutları da en az sanayi kadar bu kentin havasını, toprağını, suyunu ve ekosistemini kirletmektedir.
Üstelik bu kirlilik yalnızca insan sağlığını değil; bitkileri, hayvanları ve görünmeyen ama hayatın devamı için hayati öneme sahip tüm ekosistemi tehdit etmektedir.
Yıllardır şehrimizde bitmek bilmeyen inşaat ve altyapı çalışmaları var. Her yeni temel kazısında, her yıkımda, her kaldırım ve kanal kazısında, yol düzenlemesinde ciddi bir çevresel kirlilik ortaya çıkıyor. Toz, duman, çamur, etrafa saçılan molozlar…
Kirletenlere yönelik çoğu zaman ne yeterli önlem alınıyor ne de etkin bir denetim yapılıyor.
İnşaat sektörü, Batman’daki çevre kirliliğinin en görünür ama en az konuşulan sorunlarından biridir. Oysa her yapım işinde, büyük ya da küçük her projede çevre yönetim ilkelerine titizlikle uyulması gerekir.
Birinci derecede sorumlu olan yapı denetim ve kontrol mekanizmalarının bu alandaki hassasiyetinin yeterli olduğunu söylemek zor. Çevre konusu, çoğu projede bir maliyet kalemi olarak görülüyor; öncelik değil, gereksiz bir iş olarak değerlendiriliyor.
Geçmişten bugüne inşaat faaliyetlerinin çevreye verdiği zararlar ya görmezden gelindi ya da umursanmadı.
Oysa bir projede, temel kazısından son tuğlanın konulmasına kadar her aşamada çevre yönetimi uygulanmak zorundadır.
Eski yapıların yıkımı sırasında ortaya çıkan hafriyat ve yıkıntı atıklarında ise çoğu zaman mevzuatın adı bile anılmıyor.
Oysa yürürlükteki “Hafriyat Toprağı, İnşaat ve Yıkıntı Atıklarının Kontrolü Yönetmeliği”, bu atıkların çevreye zarar vermeyecek şekilde azaltılmasını, toplanmasını, geçici olarak depolanmasını, taşınmasını, geri kazanılmasını ve bertaraf edilmesini açıkça düzenlemektedir.Tabii kâğıt üzerinde son derece net olan bu kurallar, sahaya indiğimizde çoğu zaman karşılık bulmuyor.
Sorun yalnızca büyük projelerle de sınırlı değil. Bir kaldırım çalışması, küçük bir yol düzenlemesi ya da bir ev tadilatı sonrası ortaya çıkan molozların gelişi güzel boş arsalara, sokak köşelerine bırakılması artık sıradan bir manzara hâline geldi.
Bu görüntü kirliliği, zamanla hava ve toprak kirliliğine de dönüşüyor. Üstelik bu konuda caydırıcı yaptırımların uygulanmadığı da açık.
Batman’daki inşaatlardan kaynaklı kirlilik; denetim eksikliği mi, yaptırım zafiyeti mi, yoksa çevre bilincinin yeterince gelişmemiş olması mı?
Bunun tek bir cevabı var: Tümü.
Mevzuatlar var; uygulanmadığında karşılığı olması gereken cezalar var. Ancak denetim plansız ve zayıf olunca, kurallar tavsiyeye dönüşüyor.
Oysa inşaat, altyapı ve yol çalışmalarında çevre hassasiyeti, en az mühendislik hesapları kadar hayati bir konudur.
Şunu unutmamak gerekir: Çevreye verilen zarar, yalnızca bugünün değil, yarının da meselesidir. Eğer mevzuatlar harfiyen uygulanır, denetimler artırılır ve hem firmalar hem vatandaşlar sorumluluk alırsa; Batman’ın havasında, toprağında ve yaşam kalitesinde ciddi bir iyileşme görmek mümkündür.
Batman’ın havası kirli diye petrol sektörünü suçlamak kolay;ama biraz da aynayı, şehrin ortasında yükselen inşaatlara tutmak gerekmez mi?