Batman ve ilçelerinde bir dönem güvenlik gerekçeleriyle boşaltılan ve boşalan köylere dönüş için önemli bir fırsat doğdu. Silahların susması ile birlikte insanlar yeniden toprağına dönüyor, üretime sarılıyor, hayvancılığı canlandırmaya çalışıyor. Barış umudunun yeşerdiği bu dönemde toprakla da yeniden barışılıyor. Yaşadığımız coğrafyada herkes biliyor ki; üretim varsa hayat vardır, toprak varsa gelecek vardır.
Köylere dönmek, toprakla yeniden barışmak elbette çok önemli bir gelişmedir. Ancak bugün Batman kırsalı başka bir tehditle karşı karşıya. Bir yanda tarımın giderek gerilemesi, diğer yanda fıstık bahçeleri oluşturma adına verimli tarım arazilerinin bahçelere dönüştürülmesi, bir başka yanda hobi bahçeleri adına betonlaşma, kontrolsüz yapılaşma, barajlar, maden aramaları ve plansız sanayileşme kırsalı adım adım tüketiyor.
Toprağın değerinin arttığı bir dönemde, toprağı işleyen köylülerin geleceğini kimse hesaba katmıyor. Köylünün değersizleşmesi, bu dönemde en büyük çelişki olarak karşımıza çıkıyor.
Eskiden tarım arazileri, meralar dokunulmazdı; köylüler milletin efendisi, köyler ise üretimin merkeziydi. İnsanlar ekip biçer, hayvan yetiştirir, sanayinin ham maddesini sağlar, kendi emeğiyle ayakta kalıp ülke ekonomisine katkı sunarlardı. Şimdi ise üretici, kendi toprağı ile ilgili verilecek kararda bile söz sahibi olamıyor. Bir sabah kalkıyor, bakıyor; atalarından miras kalan toprak artık onun değildir. Karar vericiler, verimli topraklar üzerinden kendi uygun gördükleri projeleri uygulamak için kamulaştırma yapmışlar.
İlk başta kamulaştırma ve toplu para kimisine tatlı geliyor. Ama bu paralar paylaşılıp kısa sürede tükenince köylü, sudan çıkmış balığa dönüyor.
Diğer bir yanda henüz toprağı elinden gitmemiş çiftçi; mazot, gübre, yem ve ilaç fiyatları altında eziliyor, ürettiği ürünlerden kazanamaz hâle gelmiş durumda. Tüm dünyada olduğu gibi Batman’da da tarım artık köylünün değil, büyük piyasanın belirlediği kurallarla yürütülüyor. Çiftçi üretse zarar ediyor, üretmese yapabileceği başka bir iş olmadığından aç kalma ve toprağını kaybetme korkusu yaşıyor.
Çiftçilik ve hayvancılık resmen iflasın eşiğinde. Batman’ın birçok köyünde gençler artık toprağa umutla bakmıyor. Köylerde artık sadece yaşlı insanlar yaşıyor. Çünkü kırsalda ne eğitim için yeterli olanak var ne sağlık hizmeti ne de doğru dürüst bir ekonomik destek. Geçmişte güvenlik gerekçesiyle boşalan köyler, şimdi de farklı sebeplerle boşalırken şehir merkezleri daha da kalabalıklaşıyor. Oysa bir ülkenin geleceği sadece şehirlerde değil, kırsalda da şekillenir. Köy biterse üretim biter, üretim biterse gıdada dışa bağımlı hâle gelinir.
Bir diğer tehlike ise doğanın sessizce yok edilmesidir.
Dereler kuruyor, verimli araziler betonlaşıyor, mera alanları daralıyor. Tarım toprağı kolay oluşmuyor; bir karış verimli toprağın oluşması yüzlerce yıl sürüyor. Ama yanlış politikalarla birkaç yılda yok edilebiliyor.
Bugün Batman’da konuşulması gereken en önemli meseleler şunlardır: Toprak neden korunmalı? Üretici neden desteklenmeli? Köyde yaşam neden cazip hâle getirilmeli?
Çünkü gıda sadece market raflarında görülen bir tüketim ürünü değildir. Gıda; toprağın, suyun, emeğin ve üreticinin ortak ürünüdür. Eğer çiftçi üretimden koparsa, yarın sofradaki ekmeğin fiyatını da kalitesini de başkaları belirler.
Batman’ın yeniden güçlü bir tarım ve hayvancılık kenti olabilmesi için kırsalın yeniden ayağa kaldırılması gerekiyor. Üreticinin desteklenmesi, meraların korunması, gençlerin köyde kalmasını sağlayacak projelerin geliştirilmesi şart. Aksi hâlde bugün boşalan köylerin yerini yarın tamamen terk edilmiş topraklar alabilir.
Unutmayalım ki; toprağı ile barışık olmayan, toprağını kaybeden toplumlar sadece üretimi değil, hafızasını ve geleceğini de kaybeder.