Tefeciliğin ne olduğunu anlatmaya gerçekten gerek var mıdır?Herkes ne olduğunu bildiği için aslında yok. Çünkü tefeciliğin toplumda açtığı yaralar ve nasıl bir bataklık olduğunun herkes hemen hemen farkında.
Batman’da yaşanan birçok iflasın ardında ne var diye sorulduğunda, cevap çoğu zaman ekonomik krizler olarak geçiştiriliyor. Oysa perde arkasında başka önemli ve can alıcı bir gerçek daha var: Görünmeyen ama etkisi her yere yayılan bir düzen. Ailelerin dağılmasına yol açan boşanmalar, borç batağına saplanmış insanların çaresizlik içinde intihara varan kararları, sokaklarda meydana gelen birçok kavga ve giderek sertleşen toplumsal ilişkiler… Bunların önemli bir kısmının sebebi tefeciliktir.
Tefecilik meselesi sadece bireysel bir mesele değildir. Çeteleşmeden kara para trafiğine, şiddet olaylarından toplumsal huzursuzluğa kadar uzanan geniş bir zincirin halkasıdır. Hatta Batman’da emlak fiyatlarının kontrolsüz yükselişinde bile bu karanlık sermayenin payı olduğu konuşuluyor. Yani mesele, birkaç kişinin haksız kazanç elde etmesinden çok daha büyük ve çetrefilli bir sorundur.
Üstelik bu, yeni türeyen bir sorun da değildir. 1980’li yıllarda borçla alınan temel tüketim ürünlerinin nakde çevrilmesiyle başlayan süreç, zamanla “alternatif finans” gibi algılanmaya başladı. Yöntemler değişti ama zihniyet aynı kaldı: Alın teri dökmeden, kolay yoldan ve hızlı kazanç.
Bu süreçte kimler kazandı? Haram para ile servetini katlayanlar.Peki, kimler kaybetti? Fabrika sahipleri, esnaflar, evini, toprağını hatta köyünü yitirenler… İflas edenlerin hikâyeleri çok, ama sonuç hep aynı: Bir taraf büyürken diğer bir tarafta tükeniyor.
Yıllardır bu konu gündeme geliyor, operasyonlar yapılıyor, tutuklamalar oluyor. Ama her operasyonun ardından aynı soru yükseliyor: “Kim bunlar?” Toplum merak ediyor ama çoğu zaman net bir cevap alamıyor. İsimler bilinmiyor, yüzler görünmüyor. Bu da doğal olarak “caydırıcılık” tartışmasını beraberinde getiriyor.
Burada rahatsız edici ama konuşulması gereken bir başka gerçek daha var: Tefecilik sadece verenin değil, alanın da dâhil olduğu bir sistemdir. Kimse kimseyi zorla borçlandırmıyor. Birçok kişi, yüksek faiz oranlarını bilerek bu kapıya gidiyor. Kimi zaman lüks bir hayat için, kimi zaman riskli işler için… İşler sarpa sardığında ise ortaya bir mağduriyet hikâyesi çıkıyor.
Bu noktada şu soru kaçınılmaz: Sadece tefecileri yakalamak yeterli mi? Yoksa bu çarkın diğer dişlilerine de bakmak mı gerekiyor?
Belki de asıl mesele sadece cezai yaptırımlar değil; toplumsal yüzleşmedir. Şeffaflık, bilinçlendirme ve gerçeklerin açıkça konuşulması gerekir. Çünkü görünmeyen bir sorunla mücadele etmek zordur. İnsanlar neyle karşı karşıya olduklarını bilmeden bu döngü kırılmaz.
Tefecilik, Batman’ın üzerine çökmüş bir kara bulut gibi duruyor. Dağıtmak için sadece operasyonlar yetmez; cesaret, farkındalık ve toplumsal bir irade gerekir. Aksi hâlde, her tutuklama haberinden sonra aynı soruyu sormaya devam ederiz:Kim bu tefeciler?
Kim olduğu ile ilgili toplumda, her operasyondan ve her yaşanan iflasın ardından farklı farklı isimler öne sürülüyor. İki aşiretin ismi bile çoğu zaman kişilerin önüne geçiyor. Tefecilik deyince bir ilçe hemen akla geliyor. Bu da haksızlıktır. Tefeciliği genellemek, aşiret isimlerine ve ilçelere mal etmek doğru değildir.
Her aşirette de, her ilçede de tefecilik yapanlar olabilir; ama bazı yerlerde daha yaygın olabilir. Batman’da artan aşiret dernekleri de bu çürük elmaları içlerinde barındırmamalıdır. Aşiret dernekleri, tefecilik yaptığını tespit ettikleri kişileri deşifre edip derneklerinden uzaklaştırmalıdır.