İnsanın hayatında bazen telafisi olmayan pişmanlıkları olur.
Yakın zamanda yaşama veda eden ve pek çok değerli sıfatı fazlasıyla hak eden Şeyh Süleymanê Şabê ile ilgili olarak, meslek hayatımın belki de en büyük pişmanlığını yaşıyorum.
Pişmanlığımın sebebi şu:
Kendisini uzun yıllardır tanıyordum.
Onunla ilgili bir belgesel çalışması yaparak geriye kalıcı bir hatıra bırakmak için ön hazırlıklarımı da yapmıştım.
Kendisini tanıyan kimle konuştuysam, gösterişi ve reklamı sevmediği için bu projeyi kabul etmeyeceğini söylediler.
Ben ise belgesel projesi için “Gidip kendim ikna edeceğim” diyordum.
Belgesel çalışması için Şabê Köyü’ne gidecektim.
“Bugün yarın” derken bir türlü zamanı denkleştiremedim.
Oysa onun yaşadığı yerle benim yaşadığım yer arasında sadece 25 kilometrelik bir mesafe vardı.
Ne yazık ki şimdi aramıza aşılması mümkün olmayan bir mesafe girdi.
Hastalığını duyduğumda pişmanlığım daha da arttı.
Sağlığına kavuşması için dualar ettim.
Hayatını konu alan o yarım kalmış belgeselin tamamlanacağına dair hâlâ bir umut taşıyordum.
Ama olmadı…
Şimdi bu hayalimin gerçekleşmediği için çok pişmanım, çok.
Onun halkına, memleketine o kadar değerli ve önemli katkı ve hizmetleri vardı ki gelecek kuşakların da bunu bilmesi için bunları kayıt altına almak istiyordum.
İlim sahibi, şifa dağıtan bir hekim; kanaat önderi, barış elçisi ve mütevazı kişiliğiyle örnek bir insandı. İnsanların hem sağlıklarına hem de gönüllerine dokunuyordu.
Şeyh Süleymanê Şabê’nin vefatı, onu tanıma fırsatı bulan ya da sadece adını duyan herkesi derinden üzdü. Kozluk’a bağlı Şabê Köyü’ndeki evi adeta bir şifa kapısıydı.
Defalarca, modern tıbbın çaresiz kaldığı hastalıklarda şifa dağıttığına şahit olunduğunu duydum. Teşhis ve tedavileri mucize gibiydi.
Hiç unutmuyorum, bir komşu kadın, doğumdan sonra aniden iki gözünü de kaybetmişti.
Tereddüt etmeden Şeyh’in yolunu tuttular.
Verdiği tedaviyle daha ilk günde kadının gözleri yeniden görmeye başladı.
Bunun gibi binlerce mucizevî dokunuşu anlatılır.
Hekimliğini ilminden ve bilgisinden alıyordu.
Seyit soyundan geldiği için kendisine “şeyh” deniliyordu.
Modern tıbba asla karşı değildi.
Hatta bazen şifanın doktorlar tarafından olacağına inanır, hastaları ilgili uzmanlara yönlendirirdi.
Hiç kimseye yanlış teşhis koymadı.
Anlamadığı sağlık sorunlarında yalnızca yol gösterici oldu.
Hangi hastalık hangi yöntemle iyileşecekse, ona göre tavsiyelerde bulunurdu.
Ruhu, zihni ve kalbi tertemizdi.
O şifa kapısından içeri girenin derdini, sorununu daha anlatmadan anlayacak kadar güçlü bir hissiyata sahipti.
Nerede umudunu kaybetmiş, derdine deva arayan biri varsa ona koşardı.
Evine kim gelirse gelsin, tanıdık-tanımadık, zengin-fakir ayrımı yapmazdı.
Kimseden hiçbir şekilde para ya da hediye kabul etmezdi.
İnsanlığa katkıları ve mütevazılığı şehirleri, hatta ülkeleri aşmıştı.
Seyit soyundan geldiği için ona Şeyh Süleyman denirdi.
Ancak diğer şeyhler gibi körü körüne bağlı müritler edinmeyi asla kabul etmedi.
Kimseyi sömürmedi, hurafelere bulaşmadı.
Kendisini kimseden üstün görmedi.
“Ben sizi cennete götürürüm” diyerek kimseyi kandırmadı.
Nur yüzlü, güler yüzlü, samimi ve içten bir insandı.
Her konuda insanlara doğru yolu gösterdi.
Ölümünü duyan, onu tanıyan ya da tanımayan herkes derin bir üzüntü yaşadı.
Bu büyük üzüntüyü ve pişmanlığı en çok hissedenlerden biri de bendim.
Böylesi değerli insanları kaybettikten sonra kıymetlerini daha iyi anlıyoruz.
Allah yolunda hep hizmet etti, kalp kırmadı.
Ömrünü insanlara şifa dağıtmaya ve insanlar arasında barışı sağlamaya adadı.
Herkese böyle bir yaşam nasip olmaz.
Yaşarken de saygı ve değer gören Şeyh Süleymanê Şabê’nin mekânı inşallah cennetin en güzel köşesidir.
Çok üzgünüm, çok pişmanım.