1980’li yıllardan önce başlayarak Batman, birçok siyasi örgütün adeta üssü haline gelmişti.1978’den itibaren özellikle 1990’lı yıllarda siyasi nedenlerle yaşanan olaylar, Batman’da büyük acılara, büyük kayıplara ve derin dramalara yol açtı.
Yarım asrı bulan çatışmalı ortamda, Batman silahların bırakılmasının ve toplumsal barışın sağlanmasının değerini belki de en iyi bilen şehirlerden biridir.
Bir gazeteci, bir sivil toplum aktivisti ve her koşulda barış savunuculuğu yapan biri olarak, bu süreci yakından gözlemleyenlerdenim. Batman’ın çatışmalar sonucu ne ağır bedeller ödediğini en iyi bilenlerden biriyim. Hepimiz yaşanan acılardan payımıza düşeni fazlasıyla aldık.
Kayıpların ve yaşanan acıların tarifi adeta imkânsız.Çocukluğumuz, gençliğimiz ve bugünkü yaşamımız bu acıların gölgesinde geçti.Barış adına büyük bedeller ödendi.Ancak hiçbir şey, yaşananları telafi edemez; hiçbir şey, bu savaşta yitirilen ve çoğu ömrünün baharındayken hayattan koparılan insanları geri getiremez.
Silahların bırakıldığı ve yakıldığı törenin ardından, tek oğlunu bu acımasız savaşta yitirmiş, barış uğruna cezalar almış, hapis yatmış bir babanın “Sabahtan beri ağlıyorum” sözleri, aslında barışın ne kadar kıymetli olduğunun en yalın ifadesidir.
O acılı babanın geride ne bir mezarı, ne de bir hatırası kalan oğlunun ardından söylediği bu sözler, başka anne-babaların yüreğine ateş düşmemesi adına barışı koşulsuz desteklemesiyle daha da anlamlı hale geliyor.
Ancak belli ki çatışmalardan, kaostan beslenen bir kesim hâlâ barışın olmasını istemiyor.Barışı sabote etmeye çalışıyorlar.Çünkü barış olursa, gerçek yüzleri ortaya çıkacak ve değersizleşecekler.
Bu halkın çocukları dağlarda ölsün, bir mezarları dahi olmasın; bazıları bu acılardan siyasi ve ekonomik çıkar sağlasın... Yazık, çok yazık.Ama artık bu halk gerçeği görüyor.Savaşı ve çatışmaları isteyen küçük bir azınlık her zaman vardı.Bugün de çeşitli platformlarda ortaya çıkarak halkın kafasını karıştırmaya, barışı sabote etmeye çalışıyorlar.Bunlara itibar etmemek gerekir.
Geçmişte birkaç kez denendi, olmadı.Ancak bu kez barışa çok yakınız.
Çözüm sürecini dört lider başlatabilir ve ülkemizde toplumsal barışı sağlayabilir:Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan, MHP lideri Devlet Bahçeli, PKK lideri Abdullah Öcalan ve cezaevinde bulunan HDP eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş.
Her dört lider de bu süreçte üzerlerine düşeni yapmaktadır.Bize düşen ise bu süreçte barışın değirmenine su taşımaktır.
Silahların susması ve barışın rüzgârının daha güçlü esmesi, halkın büyük çoğunluğunun ortak temennisidir.
Silahlı çatışmaların sona ermesi, her şeyden önce binlerce can kaybının ve büyük ekonomik kayıpların önüne geçmek açısından son derece önemlidir.Aynı zamanda Kürtlerin temel insani hakları olan kültürel ve siyasal haklarının tanınması, ülkemizde toplumsal barışın güçlenmesi adına önemli kazanımlar sağlayacaktır.
Atılacak demokratik adımlarla, asimilasyon politikalarının sona erdirilmesi ve farklı kimliklerin eşit yurttaşlık temelinde kabulü sağlanabilir.Çatışmaların son bulması, Irak ve Suriye'deki Kürt bölgelerini de doğrudan olumlu şekilde etkileyecektir.
Barış süreci, tüm Türkiye ve Ortadoğu coğrafyasında refah ve istikrarın sağlanması açısından son derece büyük katkılar sunacaktır.
Bu barış süreci herkesin beklentilerini belki bütünüyle karşılamayabilir.Ancak akan kanın durdurulması, annelerin gözyaşlarının dinmesi ve toplumsal huzurun sağlanması, herkesin hayatını olumlu etkileyecektir.
Bu yüzden barış süreci herkes tarafından desteklenmeli ve sahiplenilmelidir.