?>

Çocuk hakları çalıştayının ardından

Recep Kavuş

7 ay önce

Çocuk hakları savunuculuğu ile ilgili olarak Diyarbakır’da anlamlı bir buluşmaya katılım sağladım.

Avrupa Birliği tarafından finanse edilen, UNICEF ve İzmir Ekonomi Üniversitesi iş birliğiyle yürütülen “ACAR Projesi” kapsamında düzenlenen “Çocuk Hakları ve Medya Çalıştayı”, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’dan gelen gazetecileri bir araya getirdi.

İki gün boyunca uzmanların sunumları ve atölye çalışmaları ile dolu dolu geçen çalıştayda, medya çalışanlarının çocuk hakları konusundaki farkındalıklarının artırılması ve çocuk odaklı haberciliğin yaygınlaştırılması amaçlanıyordu.
Her insanın vicdanında toplumsal bir mesele olan çocuk hakları, sadece bir haber başlığı ya da gündem malzemesi olarak düşünülemez elbette.
Çocuk hakları savunuculuğu, sadece medya çalışanlarının değil, aslında toplumsal vicdanın sınavıdır bir yerde.
Toplumda çocuğun sesi duyulmuyorsa, aslında hepimizin sesi eksik demektir. İşte bu çalıştayda da tam olarak bu mesaj verildi: Çocukları haberin nesnesi değil, hak öznesi olarak görmek zorundayız.

Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin temel ilkeleri olan ayrımcılık yasağı, çocuğun üstün yararı, yaşama ve gelişme hakkı ile katılım hakkı üzerinden yürütülen oturumlarda; akademisyenler, hukukçular, insan hakları savunucuları ve medya temsilcileri çocuk haklarına dair çok yönlü bir perspektif sundular. UNICEF Türkiye Ofisi’nden Tülay Güler’in, İzmir Ekonomi Üniversitesi’nden Doç. Dr. Altuğ Akın’ın ve diğer kıymetli konuşmacıların katkılarıyla önemli konular masaya yatırıldı.

Konuşmalarda öne çıkan noktalardan biri de Türkiye’nin, Çocuk Hakları Sözleşmesi’ni imzalayan ilk ülkelerden biri olmasına rağmen uygulamada hâlâ birçok eksiklikle karşı karşıya olduğumuzdu. İhlallerin en yoğun yaşandığı bölgelerde görev yapan gazetecilerin bu konuda daha duyarlı olması gerektiği, çalıştayda sıkça vurgulandı.

Medya, sadece bir bilgi aktarma aracı değil, aynı zamanda toplumsal dönüşümün de aktörüdür. Özellikle çocuklara yönelik şiddet, ihmal, istismar ve ayrımcılık gibi konularda medyanın dili çok güçlüdür ve bu dil ya yaralayıcı ya da iyileştirici olabilir. O yüzden “çocuk dostu habercilik” yalnızca iyi niyetli bir kavram değil, aynı zamanda bir etik zorunluluktur.

Çocukların kimliklerinin gizlenmesi, saygılı bir dil kullanılması, onların onurunun korunması, haberlerde çocukların sesine ve ihtiyaçlarına yer verilmesi artık birer tercih değil, mesleki sorumluluk olmalı. Medyada sıkça karşılaştığımız, çocukları yalnızca acı hikâyelerin figüranı hâline getiren içeriklerin yerine; onların gelişimini, haklarını, başarılarını ve taleplerini öne çıkaran bir habercilik anlayışına ihtiyaç var.

Çocuklar, sosyal eşitsizliklerin, ekonomik krizlerin, savaşların ve iklim felaketlerinin en çok etkilediği kesim. Ne yazık ki bu etkiler çoğu zaman haberlerin satır aralarında kalıyor. Oysa çocukların eğitim, sağlık, beslenme ve oyun gibi en temel haklarının sağlanması, devletin ve toplumun ortak sorumluluğudur.

Diyarbakır’daki bu çalıştay, sadece bilgi alışverişi değil; aynı zamanda bir vicdan muhasebesi niteliğindeydi.
Narin ve Rojin meseleleri üzerinden çocuk haberciliğinin nasıl olması gerektiği masaya yatırıldı.
Haberler yapılırken medya mensupları çocuklara mikrofon uzatmalı, ama aynı zamanda onları korumalıdır da. Haber, onları zor durumda bırakacak şekilde değil; seslerini daha fazla duyuracak şekilde yapılmalıdır.

Bölge gazetecileri olarak ilk kez çocuk hakları ile ilgili bir çalıştayda bir araya gelip bu konu üzerinde, çocuklar ile ilgili olarak yaptığımız haberleri tartıştık.

Bu çalıştay sayesinde çocuk haberciliği ile ilgili deneyimlerimizi birbirimizle paylaştık.
Bu noktada eksiklik ve yanlışlarımızı gördük.
Bundan sonra çocuk haberciliği ile ilgili olarak dikkat edilmesi gereken konuların neler olduğunu uzman kişilerle bir kez daha süzgeçten geçirdik.
Özellikle çocukların mahremiyeti ile ilgili dikkat edilmesi gereken konular üzerinde yeni deneyimler kazandık.
Bu çalıştayın bize en önemli öğretisi, çocuk hakları ile ilgili medyanın dilinin toplumsal etkisini bir kez daha hatırlamak oldu.
Sonuç olarak, çocuk hakları odaklı gazetecilik artık bir ilkesel seçenekten ziyade bir zorunluluktur.

Medyanın gücü, çocukların hayatına dokunduğunda anlam kazanır.

Ve bu çalıştay bize bir kez daha gösterdi ki; çocukların sesi olduğumuz ölçüde görevimizi hakkıyla ve tam olarak yapmış sayılırız.
YAZARIN DİĞER YAZILARI