Her yıl 21 Ekim’de kutlanan Dünya Gazeteciler Günü, bu mesleği onuruyla, inatla ve çoğu zaman zorluklarla sürdüren biz gazeteciler için anlamlı bir gündür.Her meslek erbabının özel günleri olduğu gibi, 21 Ekim de bizim günümüzdür.Her sene bu özel günde hatırlanmak ve günümüzün kutlanmasını beklemek doğal hakkımızdır.
Ancak bu yıl da tablo değişmedi.
Yine birkaç dost, birkaç meslektaş dışında ne arayanımız oldu ne soranımız.
Ne bir “kutlu olsun” mesajı ne de basit bir teşekkür…
Emeğimiz, çabamız, fedakârlığımız bir kez daha yok sayıldı.
Bu kadar görünmez ve değersiz görünmek, mesleğin yükünü sırtlayan bizler için artık sadece kırgınlık değil, ciddi bir sorgulama sebebi hâline gelmiştir.İşine gelince hatırlanmak, gelmeyince unutulmak acıdır.
Birileri haksızlığa uğradığında, sesi kısıldığında, bir olay duyurulmak istendiğinde ya da bir başarı paylaşılmak istendiğinde yine ilk akla gelen biz gazeteciler oluyoruz.O anlarda önemseniyoruz; ama iş bir teşekkür etmeye, takdir edilmeye geldi mi kimse görevini yapmıyor.
Demokrasi, özgürlük, insan hakları, eşitlik, şeffaflık, adalet…
Bu kavramları dillerinden düşürmeyenlerin bile Dünya Gazeteciler Günü’nü hatırlamaması düşündürücüdür.
Onca söylem, onca değer savunucusu, bir günü bile görmeyi çok görüyor.
Gazetecilik yalnızca bir meslek değildir, bir kamusal görevdir.
Toplumun gözü, kulağı, vicdanı olabilmek kolay değil.
Tarafsız kalmaya çabalarken, herkesin sesi olmaya uğraşırken, bir yandan baskıya, tehdide, sansüre karşı durmaya çalışıyoruz.
Tüm bu çaba en azından bir gün, bir mesajı, bir teşekkürü hak etmiyor mu?
21 Ekim Gazeteciler Günü’nde unutulduk.Ama her şeye rağmen durmadan yine biz haber peşinde koşacağız, biz tehditlere maruz kalacağız, yazacağız. Çünkü gazeteciliğin yükü omzumuzda, sorumluluğu vicdanımızda.
Herkes sustuğunda konuşan, hakikatleri kamuoyuyla paylaşan, ötekileştirilirken hakkı gasp edilince sesi yine biz olacağız.
Küsmeyeceğiz, yorulmayacağız, köşemize çekilmeyeceğiz bizi hatırlamadığınız için.
Ancak bu sitemi yaparken, meslektaşlarımız arasında gazeteciliği itibarsızlaştıranlara da değinmeden geçemem.
Bu mesleği farklı hesaplarla yapanlar, kalemini çıkarına göre oynatanlar, basın kartını kapalı kapıları açmak, gösteriş yapmak için aracı yapanlar, iki kelimeyi bir araya getiremeyen ama köşe yazarı unvanı taşıyanlar da var.
Bazı medya kuruluşları adeta ‘leblebi gibi’ basın kartı dağıtıyor.
Tarafsızlık ilkesini hiçe sayan, siyasilere kendini dayatan, haberin peşinde koşanlar değil de bülten gazeteciliği yapanların varlığı, bu mesleğe en büyük zararı veriyor.
Arada kalan da mesleğin onurunu, etiğini, tarafsızlığını korumaya çalışan bizler oluyoruz.
Ne siyasiler ne de kamu otoritesi özgür bir basın istemiyor.
Basın özgür olmayınca, gerçekler gün yüzüne çıkmıyor, güven de, değer de kayboluyor.
Maalesef bu gerçek, özellikle Batman’daki yerel basında acı bir gerçeklik.
Şunu açıkça söylemek gerek:
Basın ilkelerine sadık olmayan, kendine değer vermeyen bir meslek grubuna başkası da değer vermez. Gazeteci, önce mesleğine sahip çıkacak.
Meslektaşına çelme takarak değil, destek olarak, rekabeti kalitede yaparak mesleğini yüceltecek. Kendi aramızdaki kıskançlık, bölünme, düşmanlık, bu mesleği daha da yıpratıyor.
Sonra da “neden hatırlanmıyoruz?” diye yakınıyoruz.
Bu tablo elbette hep böyle süremez.
Toplumun da sorumluluğu var.
Kim gazeteciliği gerçekten namuslu ve tarafsız bir şekilde yapıyor, kim mesleği kullanıyor, onları ayırmayı bilmeli.
Çünkü her elinde fotoğraf makinesi olan, her cebinde basın kartı taşıyan gerçek gazeteci değildir.
Ama gerçekten onuruyla bu işi yapanlar da var ve asıl hatırlanması gerekenler de onlardır.
21 Ekim’de kimse bizi hatırlamamış olabilir.
Ama bizim vicdanımız rahat.
Çünkü biz, bize düşeni yapmaya devam ediyoruz.
Her şeye rağmen kalemi bırakmayan, kamuoyunu bilgilendirmekten vazgeçmeyen tüm meslektaşlarımın Dünya Gazeteciler Günü kutlu olsun.
Bizi kimse hatırlamadı diye kırgınız ama yarın yine biz halkın sesi olacağız ve gerçekleri yazacağız.