Kimi öğretmenler bazen kitap olmadan da karakter ve duruşları ile öğrencilere sessizce, belki de kendileri de farkında olmadan ders verirler.
Öğretmen ve okul denince akla kitap, defter, ödev, sınavlar ve notlar geliyor.
Oysa öğretmenlik ve eğitim sadece Millî Eğitimin belirlediği müfredat ve yönetmeliklerle bilgi aktarmakla sınırlı değildir; aynı zamanda ders verdikleri öğrenciler için kişilik ve karakter inşa etme sürecidir. Kuşkusuz ki öğretmenler bu sürecin en önemli aktörleridir.
Onların davranışları, öğrenciler üzerinde çoğu zaman ders kitaplarından daha kalıcı izler bırakır. Bu bağlamda, bir öğretmenin kendi hatasını kabul ederek kendisine yaptırım uygulaması, eğitim dünyasında nadir rastlanan ama son derece anlamlı bir örnek olarak karşımıza çıkar.
Batman’ın kırsal bir köyünde görev yapan bir öğretmen, öğrencilerine dürüstlüğü yalnızca sözle değil, davranışlarıyla da öğretmektedir. Onun eğitim anlayışı, teorik bilgiden ziyade pratik yaşam değerlerine dayanır. Öğrencilerine örnek olmayı ilke edinmiş bu öğretmen, en küçük ayrıntılarda bile etik kurallardan taviz vermez.
Derslerde kullandığı araç gereçleri dahi okuldan ya da öğrencilerden temin etmek yerine kendi imkânlarıyla karşılar. Bir gün unuttuğu tahta kalemi için bir öğrenciden ödünç aldığında, ertesi gün aynı kalemin yenisini getirerek bu davranışını telafi etmesi, onun hassasiyetinin somut bir göstergesidir.
En önemlisi de öğrencileri arasında velisinin mevki ve makamı, zengin ya da fakir olması nedeniyle ayrımcılık yapmaz.
Dürüstlüğü kendisine prensip edinen bir öğretmen, disiplin konusunda da her zaman tutarlı olur.
İşte size bugün bu özelliklere sahip bir öğretmenden söz edeceğim.
Öğrencilerinden derse zamanında gelmelerini bekleyen bu örnek öğretmen, derse geç kalanları yok yazma konusunda son derece kararlıdır. Ne var ki bir gün kendisi de servis aracını kaçırır ve okula bir ders saati geç kalır. Bu durumda çoğu kişinin görmezden gelebileceği bir hatayı, o büyük bir sorumluluk bilinciyle ele alır. Okula gelir gelmez kendisini de yok yazar ve durumu resmî tutanakla okul yönetimine bildirir. Böylece öğrencilerine, kuralların herkes için geçerli olduğunu fiilen göstermiş olur.
Bu olay, bir veli aracılığıyla duyulduğumda beni çok etkilemişti. Günümüzde dürüstlük ve öz eleştiri gibi değerlerin giderek zayıfladığını düşünerek, bunu habere dönüştürmek istediğimi veli aracılığıyla öğretmene ilettim.
Ama bu örnek davranışın sahibi öğretmen, reklam olmasın diye bunun haber yapılıp duyurulmasını da istemedi. Onun için bu, övgü ya da takdir beklenen bir eylem değil; her insanın olması gereken doğal bir tutumdur sadece.
Kendi ifadesiyle bu, bir “yaşam tarzı ve felsefesi”dir.
Bu yaklaşım, öğretmenliğin yalnızca müfredatla sınırlı olmadığını bir kez daha gözler önüne sermektedir. Bir öğretmen; duruşu, söylemi ve karakteriyle de öğrencilerini eğitir. Dürüstlük, emek ve adalet gibi değerleri yaşayarak öğretmek, en az matematik ya da edebiyat dersleri kadar önemlidir.
Bu ve bunun gibi isimsiz öğretmenler, eğitim dünyasında sessiz ama güçlü bir iz bırakmaktadırlar. Bu kahraman öğretmenin hikâyesi, sadece öğrenciler için değil, toplumun tüm kesimleri için örnek teşkil edecek niteliktedir. Çünkü gerçek eğitim, sözlerden çok davranışlarla verilir; ve bazen en etkili ders, insanın kendi hatasını ve eksikliklerini kabul edebilmesidir.