COVID-19... Bulaşıcı bir virüsten çok daha fazlasıydı.
Bir kâbus ve canavardı.
Kimyasal bir bombadan daha ağır sonuçlara neden oldu.
İnsanlar canından, sağlığından oldu. Dünyada taşlar yerinden oynadı, ekonomi kötüye gitti, kıtlık başladı.
Kimini annesiz, kimini babasız bıraktı.
Kimileri sevdiklerine son kez sarılamadı.
Binlerce insan işini, milyonlarca insan ise sağlığını, umutlarını ve alışkanlıklarını kaybetti. Hayat bir anda durdu; sokaklar sessizleşti, kapılar kapandı, insanlar birbirinden uzaklaştı.
O günleri yaşayan herkesin anlatacak ayrı bir hikâyesi var.
Batman Sonsöz Gazetesi'nin "joker"i olarak bilinen Gariban Osman'ın hikâyesi ise pandeminin insan psikolojisinde açtığı derin yaraların belki de en çarpıcı örneklerinden biri.
Gariban Osman sıradan bir çalışan değildi. Gazetenin dağıtımcısıydı; gerektiğinde muhabirdi, bazen teknik elemandı, bazen de çözülemeyen sorunların çözüm adresiydi. Her işe koşan, her yükü sırtlayan, sessiz ama vazgeçilmez bir emekçiydi.
Derken Çin'de başlayan o görünmez bela Batman'a kadar ulaştı.
İlk COVID-19 vakasının hac dönüşü Gercüşlü bir vatandaşta görüldüğü haberi gelirken, Osman da görev başındaydı. Haberi duyar duymaz büyük bir panik yaşadı.
Gazeteye ait fotoğraf makinesini ve çantasını her zamanki mekânı olan Nur Çay Evi'ne bıraktı. Yanına da küçük bir not ekledi:
"Lütfen bunları Batman Sonsöz'e teslim edin. Ben zaten yarım yamalak bir adamım. COVID'e yakalanırsam ölürüm. O yüzden işten ayrılıyorum."
Sonra telefonunu kapattı.
Kimse ona ulaşamadı.
Gazetedeki arkadaşları defalarca kapısını çaldı. Kapıyı bile açmadı.
Korku onu hayattan koparmıştı.
Kendini eve kapattı. Yetmedi, evin içinde bile kendisine ayrı bir oda seçti. O odayı adeta bir hücreye, bir nezarethaneye çevirdi. Aylar boyunca o küçücük odada yaşadı.
Dışarıdaki dünya onun için ölüm tehlikesiydi.
Ama insan, ne kadar korkarsa korksun, özlem duygusunu susturamıyor.
En çok da çalışma arkadaşlarını özledi.
Bir gün gazeteye haber gönderdi:
"Ne olur hepiniz bizim apartmanın karşı kaldırımına gelin. Konuşmayacağım... Sadece sizi sağ salim görmek istiyorum."
Gazetedeki ekip maskelerini takıp Osman'ın evinin önüne gitti.
Pencerede bekleyen Osman, arkadaşlarını eksiksiz karşısında görünce gözyaşlarını tutamadı.
Aylarca yalnızlığın içinde biriktirdiği hasret, o anda gözlerinden süzüldü.
Arkadaşları sohbet etmek istedi.
Osman kabul etmedi.
Bir süre onları izledi, ağladı ve yeniden odasına çekildi.
Kendi kurduğu hücresine...
Tam bir yıl boyunca.
Bir yıl sonra sokağa çıktığında ise hayat kaldığı yerden devam etmiyordu.
İnsanlarla yeniden konuşmak, kalabalığa karışmak, işe gitmek...
Hiçbiri kolay olmadı.
Pandemi sadece ciğerleri değil, ruhları da yormuştu.
Osman da bunun canlı örneklerinden biriydi.
Hem sosyal hem psikolojik olarak derinden etkilenmişti. Bir yandan işini kaybetme korkusu taşıyor, diğer yandan yeniden hayata tutunmaya çalışıyordu.
Neyse ki Batman Sonsöz'de kimse onun yerini doldurmamıştı.
Çünkü bazı insanlar yaptıkları işle değil, bıraktıkları izlerle vazgeçilmez olurlar.
Osman yeniden gazetedeki görevine döndü.
İlk günlerde eski performansından uzaktı.
Zamanla toparlandı, yeniden koşturmaya başladı.
Ama o bir yıllık yalnızlığı, pencerenin ardından arkadaşlarını izlediği o günü ve korkunun insanı nasıl hayattan koparabildiğini hiçbir zaman unutmadı.
Bugün COVID-19 geride kalmış gibi görünüyor.
Maskeler çıktı, yasaklar bitti, hayat normale döndü.
Ama o günlerin insanların ruhunda bıraktığı izler hâlâ silinmedi.
Gariban Osman'ın hikâyesi bize bir gerçeği hatırlatıyor:
Pandemiler sadece bedenleri hasta etmez.
Bazen insanın cesaretini, umutlarını, sosyal hayatını ve ruhunu da yıllarca sürecek şekilde yaralar.