?>

Çözüm sürecinin akıbeti ne olacak?

Recep Kavuş

5 saat önce

Bugünlerde çarşıda, pazarda, sokakta ya da dost sohbetlerinde en çok karşılaştığımız soru hiç kuşkusuz şu oluyor: "Sürecin gidişatı ne olacak, bu iş nereye varacak?"

İnsanlarımızın bu merakının ardında çok haklı bir endişe var. Toplum, üçüncü kez denenen bu çözüm arayışının yeniden tıkanmasından veya bir kez daha sabote edilmesinden korkuyor. Çünkü biliyoruz ki bu sürecin kaderi; dönemin üç önemli aktörünün, yani Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, MHP Lideri Devlet Bahçeli ve Abdullah Öcalan'ın tutum ve söylemlerine doğrudan bağlı. Böylesi kritik bir meselede bu üç ismin elini taşın altına koyması elbette tarihî bir önem taşıyor.

Atılan cesur adımlar sayesinde Türkiye, yaklaşık yarım asırdır ağır bedeller ödediği bir sorunun çözümü için büyük bir fırsat yakaladı. Geçmişte de silahların susması adına masalar kuruldu, umutlar yeşerdi; ancak çeşitli nedenlerle o süreçler yarım kaldı. Yaşanan tüm başarısız denemelere rağmen toplumun büyük çoğunluğu bugün de silahların tamamen susacağı, demokratik siyasetin güçleneceği ve huzurun kalıcı hâle geleceği bir gelecek arzuluyor.

Ancak yarım asırlık bu mesele ne sadece güvenlik politikalarıyla ne de tek başına siyasi söylemlerle çözülebilir. Kalıcı çözüm; hukuk, demokrasi, toplumsal uzlaşı ve karşılıklı güvenin birlikte inşa edilmesiyle mümkündür. Geçmişte büyük acılar yaşandı. Bu acıların tekrarlanmaması için zaman kaybetmeden barışı sağlamak zorundayız.

Bu tür kritik ve önemli süreçler belirli aşamalarla başarıya ulaşır:
Birinci aşama: Çatışmaların sona ermesi ve silahların kalıcı olarak devre dışı bırakılmasıdır. Çok şükür bu sağlandı; şiddet durdu, huzur ve güven ortamı oluştu.
İkinci aşama: Güven artırıcı adımların atılmasıdır. Toplumun farklı kesimlerinin önyargıları yıkması, yeniden güven duyması ve diyalog kanallarının açık tutulması gerekir.
Üçüncü aşama: Hukuki altyapının oluşturulmasıdır. Sürecin kişilere bağlı olmaktan çıkarılıp devlet güvencesi altına alınması, şeffaf ve denetlenebilir olması şarttır.

Dördüncü aşama: Demokratikleşme ve toplumsal normalleşmedir. Farklı kimliklerin, kültürlerin ve düşüncelerin kendini özgürce ifade edebildiği, hukukun herkes için eşit uygulandığı bir düzen, kalıcı barışın temelidir.

Yıllardır acı çeken milyonların en büyük beklentisi, artık kan ve gözyaşının durması, yeni cenazelerin gelmemesidir. Bugün batısından doğusuna tüm Türkiye'nin ortak umudu; annelerin gözyaşlarının dinmesi, gençlerin yaşaması ve insanların kimlikleri yüzünden birbirine mesafeyle bakmadığı bir ülkenin inşa edilmesidir. Unutmayalım ki savaşın kaybedeni herkes, barışın kazananı ise bütün bir toplumdur.
Kalıcı barışın sağlayacağı kazanımlar sadece güvenlikle de sınırlı kalmayacaktır. İnsan yaşamının güvenceye alınmasının yanı sıra ekonomik kalkınmanın, sosyal refahın ve ortak geleceğimizin de önü açılacaktır.

Artık daha fazla kaybedecek zamanımız yok. Geçmiş deneyimler bize gösterdi ki böylesi hayati süreçler yalnızca iyi niyet açıklamaları ve vaatlerle sürdürülemez. İşte bu yüzden sürecin en önemli adımı olan "Çerçeve Yasa" büyük bir önem taşıyor.

Çerçeve Yasa; çözüm sürecinin hangi ilkelerle yürütüleceğini, hangi kurumların yetkili olacağını, atılacak adımların hukuki dayanaklarını ve denetim mekanizmalarını belirleyen temel yasal düzenlemedir.

Bugün kamuoyunda bu yasaya dair birtakım duyumlar olsa da kapsamı tam olarak bilinmiyor. Bu düzenleme bir an önce hayata geçirilmelidir. Sorumluluk yasalaşırsa süreç kişilere bağlı olmaktan çıkarak bir devlet politikası hâline gelir; hükümet içi değişikliklerden, siyasi tartışmalardan veya günlük gelişmelerden kolayca etkilenmez. Hukuki güvence, halkın sürece olan inancını ve umudunu katbekat artıracaktır.

Barış süreçlerinin en büyük düşmanı belirsizliktir. Süreç uzadıkça toplumdaki umut yerini kuşkuya bırakır, beklentilerin karşılanmaması hayal kırıklığı yaratır. Dahası, provokasyon peşinde olan çevreler için de uygun bir zemin doğar. Uzayan belirsizlik ekonomiyi geciktirir, toplumsal psikolojiyi olumsuz etkiler.
Bu nedenle yetkililerden beklenen; kararlı, planlı ve yasal güvencelerle belirlenmiş bir ilerleyişi bir an önce ortaya koymalarıdır. Her adım şeffaf biçimde paylaşılmalı, süreç sürekli ertelenen vaatlere dönüşmemelidir.

Türkiye, onlarca yıllık bu çatışmayı sonlandıracak iradeye sahiptir. Türk ve Kürt kardeşliği ile toplumsal barış sadece bugünün değil, çocuklarımıza bırakacağımız en değerli mirastır. Yolumuz; güçlü siyasi irade, toplumsal destek ve sağlam hukuki güvenceden geçiyor. Şimdi yapılması gereken, bu tarihî fırsatı ertelemek değil; kararlılıkla halkın beklentilerine yanıt verecek o mutlu sona ulaştırmaktır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI