Yaz geldi. Hava ısındı, tatil sezonu başladı. Ancak günümüz ekonomik koşullarında herkesin deniz kenarında ya da turistik bölgelerde tatil yapması mümkün görünmüyor. Hayat pahalılığı arttıkça insanlar çareyi günübirlik pikniklerde, parklarda, mesire alanlarında ve serin su kenarlarında arıyor.
Özellikle hafta sonları piknik alanları dolup taşıyor. Aileler sabah erkenden yola çıkıyor, akşam geç saatlere kadar doğanın içinde vakit geçiriyor. Ne var ki insanların güzel diye gittikleri her yerde çevre kirliliği sorunu baş göstermiş.
Piknik kültürü, doğaya saygıyla birlikte yaşatılamıyor. Yenilen, içilen her şeyin atığı geride bırakılıyor, piknik alanları adeta çöplüğe çevriliyor.
Çöpler toplanarak birkaç metre ötedeki konteynere götürülmek yerine olduğu yerde bırakılıyor. Üstelik bunu yapanlara yönelik caydırıcı bir yaptırım da uygulanmıyor.
Hal böyle olunca insanların adım attığı hemen her yerde çöp görmek artık mümkün.
Geçtiğimiz hafta sonu şehir dışından gelen misafirlerimle birlikte Batman'dan yola çıkarak Kozluk, Ziyaret, Baykan, Bitlis, Tatvan, Nemrut Krater Gölü ve Ahlat'ı kapsayan günübirlik bir gezi yaptık.
Batman'dan Ahlat'a kadar mola verdiğimiz hemen her dinlenme tesisinde, piknik alanında ve seyir noktasında aynı manzarayla karşılaştık: insanların geride bıraktığı çöp.
Kahvaltımızı Tatvan sınırları içerisindeki, yaklaşık 2 bin 500 metre rakımdaki Nemrut Krater Gölü kıyısında yapmayı planlamıştık. Karayolundan ayrıldıktan sonra yaklaşık 30 kilometrelik patika yolu bir saatte aşarak zirveye ulaştık.
Yol boyunca doğa bütün cömertliğini sergiliyordu. Yemyeşil bitki örtüsü, erimemiş karlar, rengârenk çiçekler, tertemiz hava ve insanı büyüleyen eşsiz bir manzara...
Batman sıcağından, insan ve araba gürültüsünden kurtularak derin bir nefes alıp bu güzelliğin tadını çıkardık.
Ancak göl kenarındaki piknik alanına indiğimizde keyfimizi bozacak bir manzarayla karşılaştık.
Resmen çöp ve kirlilikten kahvaltımızı yapmak için gölgelikte kilim serecek temiz bir yer bulamadık.
Her taraf plastik şişeler, yiyecek ambalajları, pet bardaklar ve çeşitli çöplerle doluydu. İnsan eli değdikçe güzelleşmesi gereken doğa, insan eliyle kirletilmişti.
Üstelik bu tablo, Milli Parklar ve Doğa Koruma görevlilerinin gözü önünde oluşmuştu.
Orada bulunan küçük bir büfenin işletmecisine yeşil renkli resmî üniformalı görevlilerin ne yaptığını sordum.
"Kimsenin ateş yakmamasını sağlıyorlar, ağaçlara zarar verilmesini engelliyorlar." dedi.
Elbette bunlar önemli görevler.
Ama doğayı korumak sadece ateş yakılmasını engellemekten ibaret değildir.
Doğayı kirletenlere müdahale etmek, çevre temizliğini sağlamak ve kirlenmeye karşı mücadele etmek de doğayı korumanın ayrılmaz bir parçasıdır.
Ne yazık ki Nemrut Krateri gibi dünyanın sayılı doğal güzelliklerinden biri bile çöplerin istilasına uğramış durumda. İnsanlar, eşsiz bir tabiat harikasını adeta açık hava çöplüğüne çevirmiş.
O manzarayı görünce içim burkuldu. Bir an için, "Keşke burası insanlara kapatılsa da su, yeşil alanlar kirlenmese ve canlılar yaşasa." diye düşündüm.
Çünkü insanlar gittikleri her yerde geride güzel bir iz değil, çöp bırakıyor.
Doğanın dengesini bozuyor, bakirliğini yok ediyor, özgünlüğünü kaybettiriyor.
Bu yüzden Sason'daki Mereto Dağı'na yol yapılması haberine de sevinemedim. Ulaşım kolaylaştıkça ziyaretçi sayısı artıyor. Ziyaretçi arttıkça denetim yetersiz kalıyor. Sonunda ise doğa kirleniyor, tahrip oluyor ve o bölgenin eşsiz cazibesi yavaş yavaş kayboluyor.
Piknik alanları ve Nemrut Krateri'nde gördüğüm manzara karşısında beni en çok üzen ise çöplerden çok, o çöplerin oluşmasına sessiz kalan, orayı korumakla görevli olanların umursamazlığı oldu.
Doğayı korumakla görevli olanların, gözlerinin önünde büyüyen bu çevre felaketini görmezden gelmesi kabul edilemez.