Hayatta bazı kararlar vardır; alındığı ilk anda sıradan, hatta rutin bir tercih gibi görünür. Fakat yıllar geçip geriye baktığınızda, o küçük anın aslında koca bir ömrün kader çizgisini baştan yazdığını fark edersiniz.
Bazen de bir şehir ve o şehirde yapılan bir toplantı, insanın tüm geleceğini hayal bile edemeyeceği bir istikamete çevirebilir.
İşte, Türkiye siyasetinin en çok konuşulan isimlerinden biri olan Selahattin Demirtaş’ın hayat çizgisini kökten değiştiren o tarihi kararın verildiği şehir, bizim şehrimiz Batman’dı.
Bugün yaklaşık on yıldır Edirne F Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunan Demirtaş’ın siyasi serüveni, aslında bir insan hakları savunucusu olarak yürüttüğü çalışmaların içinden doğdu. Genç bir hukukçuyken, 2004 yılında Osman Baydemir’in Diyarbakır Belediye Başkanı seçilmesinin ardından İnsan Hakları Derneği (İHD) Diyarbakır Şube Başkanlığı görevini üstlendi. Üç yıl boyunca hem şube başkanlığı hem de İHD Merkez Yönetim Kurulu üyeliğini yürüttü.
O yıllarda önünde tek bir yol vardı: İnsan hakları mücadelesini sivil toplum alanında sürdürmek.
Siyasete mesafeliydi; tek uğraşı ve derdi insan hakları savunuculuğuydu.
İHD Bölge Başkanları Toplantısı için Batman’da bulunan Demirtaş, 2007 genel seçimleri öncesinde milletvekili adaylığı teklifi aldı.
O gün toplantıda bulunan dönemin Elazığ Şube Başkanı Nafiz Koç, Selahattin Demirtaş’ın, adaylıkla ilgili kendisine gelen teklifi toplantıdaki arkadaşlarıyla paylaştığını anlattı. Demirtaş’ın, aynı anda hem İHD Şube Başkanı hem de siyasetçi olmanın doğru olmayacağını, bunun derneğin bağımsızlık ve tarafsızlık ilkeleriyle bağdaşmayacağını ifade ederek teklifi geri çevirmeyi düşündüğüne tanıklık etti.
Ancak salondaki İHD bölge şube başkanları farklı düşünüyordu.
Şube başkanları, adaylığı kabul etmesini ve milletvekili seçilmesi hâlinde gerekiyorsa görevinden ayrılabileceğini dile getirdi. Bunun üzerine Demirtaş, “Eğer aday olmamı siz de uygun görüyorsanız, bugün İHD Diyarbakır Şube Başkanlığı ve Merkez Yönetim Kurulu üyeliği görevlerinden istifa ederim.” dedi.
Ve sözünü tuttu.
Toplantı sırasında her iki görevinden de istifa etti. Ardından milletvekili adaylığı için başvurusunu yaptı.
Belki de o gün salondaki hiç kimse, Batman’da alınan bu kararın, Türkiye siyasetinde adını tarihe not düşürecek bir ismin başlangıcı olacağını tahmin etmiyordu.
22 Temmuz 2007 seçimlerinde, Demokratik Toplum Partisi’nin (DTP) seçim barajını aşamayacağı öngörüsüyle Diyarbakır’dan bağımsız milletvekili adayı oldu ve aldığı yüksek oy oranıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne girdi. Daha sonra diğer bağımsız milletvekilleriyle birlikte DTP çatısı altında grup oluşturdu.
Ardından siyasette merdivenleri çok hızlı çıktı.
2009 yılında DTP’nin kapatılmasının ardından Barış ve Demokrasi Partisi’nin (BDP) Eş Genel Başkanlığına seçildi.
2011 seçimlerinde yeniden milletvekili oldu.
İlk çözüm sürecinde İmralı heyetinde yer aldı.
2014 yılında ise Figen Yüksekdağ ile birlikte Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) Eş Genel Başkanı seçildi ve aynı yıl Cumhurbaşkanı adayı olarak Türkiye seçmenlerinin karşısına çıktı.
Batman’da verilen karar, Demirtaş’ı kısa sürede Türkiye’nin en tanınan siyasetçilerinden biri hâline getirmişti.
Ancak siyasetin zirvesine çıkan yol, aynı zamanda ağır bedelleri de beraberinde getirdi.
Demirtaş, yaptığı siyasi konuşmalar ve faaliyetler nedeniyle açılan davalar kapsamında yaklaşık on yıldır cezaevinde bulunuyor. Sevenleri ve destekçileri bu durumun tamamen siyasi bir karar olduğunu savunurken, yargı makamları ise kararların hukuki süreçler çerçevesinde alındığını belirtiyor.
Şurası bir gerçek ki; Selahattin Demirtaş, tam 19 yıl önce Batman’da o gün farklı bir karar verseydi, arkadaşları kendisini adaylık konusunda ısrarla teşvik etmeseydi ve İHD’deki görevinde kalsaydı, bugün şüphesiz bambaşka bir hayat yaşıyor olacaktı.
Batman, Selahattin Demirtaş’ın hafızasında sadece bir kent değil; hayatının yönünü ve kaderini değiştiren şehir olarak her zaman özel bir yer tutacaktır.